çikolata
neden paylaşmıyorsun? hep bana olmazki!!!
3 Ağu 2014
26 Tem 2014
26 Haz 2014
şeker gatem
ekmek arası biber: BABALAR GÜNÜ (imiş...): BU PAZAR, BABALAR GÜNÜ (imiş)... HEP GÖRMEZDEN, DUYMAZDAN GELMEYE, KULAK ARDI ETMEYE ÇALIŞTIĞIM; O GÜNÜ ES GEÇTİĞİM, YOKMUŞ GİBİ D...
1 Haz 2013
17 Eki 2012
çikolatayıkimsevmez: üryan cümleler: Çocuk 'ça ..
çikolatayıkimsevmez: üryan cümleler: Çocuk 'ça ..kalbi çarpar heyecanla yavrucağın pır,pır güvercin gibi sokağın öteki başında elindeki çantası ve market poşetleriyle yalpa gelen babasıdır ve kollarını kanat yerine koyarak çırpı verir koşar,koşar ... Taki babasının bacaklarına sarılanadek. taşıya bileceği minik poşet arar neşeli gözleriyle ve yapışır albeni renli parlak poşete ve derhal meraklı birkaç bakış atar ne vardı ki acaba ?!!! Arkadaşı Yunus'a ," bak bu benim babam" .nisadıyla bir bakış salarki değmeyin Tarıkıma mahalle O'nun, İstanbul O' nun ve Dünyalar O'nundur adeta.
24 May 2011
çikolatanın bilinmeyenleri
Vazgeçemediğiniz lezzet çikolata…
Bardakta, tatlılarda, keklerde... Hepimizin bayıldığı çikolata hakkında bilinmeyenler, muhteşem tarifler ve daha fazlası...
Çikolata ne yapar?· Çikolatanın içinde bulunan kakao antibakteriyel özellik gösterir ve diş çürüklerine karşı savaşır.
· Çikolata kokusu beyin aktivitesini hızlandırır ve rahatlama hissi verir.
· Kakao yağı iyi kolesterolün artmasına yardımcı olur.
· Bir bardak sıcak çikolata içmek iştahı kapatır.
· Çikolata yiyen erkekler yemeyenlere göre daha uzun yaşar.
· Çikolata kandaki antioksidan seviyesini artırır.
· Çikolatada bulunan karbonhidratlar serotonin seviyesini artırır ve mutluluk hissi verir.
Çikolata Ne Yapmaz?
· Araştırmalar çikolatanın akneye neden olmadığını gösteriyor.
· Çikolata bağımlılık yapmaz.
· Çikolata doğal bir yağ olan stearik asit içerir ve bu sit kötü kolesterolü yükseltmez.
· Sadece bazı kişilerde migren ağrılarını tetikleyebilir.
29 Nis 2011
EDDEBENİ-TE'DİBİ
kalem küstü,defter dürüldü,kelimeler düştü,dost küstü,klavyem gördü
Edep yahu..............!!!
O'nun huzurunda seslerini alabildiğine yükselten ,sesinin üzerine çıkaran bir güruha ithafen Cibrili Emin geldi ve edep nedir bilmezlere görgü,kural tanımazlara hitaben Sureyi-Hucuratı İnzal eyledi.
Değerli dostlar bizlerde bu meydanda ekran başına geçip pervasızca klavyenin tuşlarına vuruyor ve edebe aykırı kuralsızlık yapıyoruz. En başta kendimedir bu serzenişim.kalemin yazmaktan haya duyduğu,kağıdın taşımaktan ar ettiği,kulakların bu talihsiz kelimeler dediği, O Merhemeti sonsuzun gazap sınırlarını zorlarcasına Ateşi arzu edercesine yanmalar,yakıılmaklar, Ne oluyor dostlar bize bir şeymi olduk?
Rabbim terbiyesizleri terbiye derken kulanmıştır nar-ı cahimi. Arzu edilecek şey değilki.
Bun dan sonra Risalet kapısı kapanmıştır.Son Nebi Vazifesini itmam etmiş,Cibril vazifeyi bitirmiş. Kitabı Kadim tamamlanmış. Din olarak Allah İslamdan razı olduğunu beyan buyurmuştur.
bizler için ebedi mutluluğun yollarında yürümek ve rehberi Kebire uymak,yaveri Ekremi izlemek düşer.
O ne güzel öğütlerde bulunuyor:-
Edep yahu..............!!!
O'nun huzurunda seslerini alabildiğine yükselten ,sesinin üzerine çıkaran bir güruha ithafen Cibrili Emin geldi ve edep nedir bilmezlere görgü,kural tanımazlara hitaben Sureyi-Hucuratı İnzal eyledi.
Medine döneminde inmiştir. 18 âyettir. Sûre, adını dördüncü âyette geçen “Hucurât” kelimesinden almıştır. Hucurât odalar demektir. Burada Hz. Peygamber’in aile efradıyla birlikte ikamet ettiği odalar kastedilmektedir. Sûrede başlıca, mü’minlerin, gerek Hz. Peygambere karşı, gerek kendi aralarında uymaları gereken bazı görgü ve ahlâk kuralları konu edilmektedir.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
2. Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider.
3. Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın, gönüllerini takvâ (Allah’a karşı gelmekten sakınma) konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
4. (Ey Muhammed!) Odaların arkasından sana bağıranların çoğu aklı ermeyen kimselerdir.[1]
5. Onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
[1] . Uyeyne İbn Husâyn ve Akra’ İbn Hâbis, Temimoğulları’ndan yetmiş kişilik bir heyetle birlikte Hz. Peygamber’in istirahatta bulunduğu bir öğle vaktinde odaların arkasına gelerek, “Ey Muhammed! Yanımıza gel” diye seslenmişlerdi. Âyette onların bu kaba davranışı kınanmaktadır.
Rabbim terbiyesizleri terbiye derken kulanmıştır nar-ı cahimi. Arzu edilecek şey değilki.
Bun dan sonra Risalet kapısı kapanmıştır.Son Nebi Vazifesini itmam etmiş,Cibril vazifeyi bitirmiş. Kitabı Kadim tamamlanmış. Din olarak Allah İslamdan razı olduğunu beyan buyurmuştur.
bizler için ebedi mutluluğun yollarında yürümek ve rehberi Kebire uymak,yaveri Ekremi izlemek düşer.
O ne güzel öğütlerde bulunuyor:-
1. Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.
2. Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.
1. Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır13 Nis 2011
23 Mar 2011
üryan cümleler: OL dedi.. OLdu..
üryan cümleler: OL dedi.. OLdu..: "Henüz EN güzel değil, TEK güzelken, suretinden , bir ayna yarattı kendine.. Kendinden kendine baktı.. O, gördü .. Suret bildi...."
7 Şub 2011
üryan cümleler: Çocuk 'ça ..
üryan cümleler: Çocuk 'ça ..: "Çocuklar için.. Bazı çocukların babaları, akşamları işten eve gelirken, Onlara çikolata getirir. B..."
27 Oca 2011
26 Oca 2011
ÇİKOLATA'DAN DA ÖTESİN SEN KARAMMM
BUNDAN BÖYLE SEN DEN DAHA ÖTE BİR ŞEYİ TATTIMKİ AŞKIM VE O BANA SENİ BIRAKTIRDI VE ARTIK BANA YETMİYORSUN,KESMİYORSUN.AŞKIMA KARŞILIK VEREMİYORSUN VE BU AKŞAM ONU KEŞFETTİM VE ONUNLA BİRLİKTE OLDUM. BAZI ŞEYLER VARDIRKİ İFADESİ VE ANLATMASI ZORDUR VE BUNLAR İÇİN GENEL BİR DEYİM VARDIR ANLATILMAZ YAŞANIR! İŞTE BEN ONUNLA BUNU YAŞADIM HİÇ PİŞMAN DEĞİLİM. O SARIŞIN KAVRUK TENLİ DEĞİLDİ. SENİN KADAR TATLIDA DEĞİLDİ. ONU ŞİMDİYE KADAR KİMSE ÖNEMSEMEDİ ,BEĞENMEDİ,DUDAKLARINI ESİRGEDİ,DİLİNE BİLE DOLAMADI TADINI, GÖRÜNTÜSÜNE ALDANMIŞ OLMALIYDIK Kİ ŞİMDİYE KADAR TADILMAMIŞLIK TADI VARDI ONDA.
KARAMMM, AŞKTAN ÖTESİN, NE ADIN BELLİ NE YAŞIN . BLACK-LİKÖR ,SİYAHİ KARA ÜZÜM KIVAMINDA ŞEKERDEN YOKSUN . ÇOK SAF MASUM BİR TADIMLIK TADINLA BU ALEMİN LİDERİ OLMAYA ADAY KEŞFEDİLMEMİŞSİN. ÖN YARGILARIMIZA TAKILMIŞIZ SENİN İÇİN . ÖNCE AFRİKANIN SICAK İKLİMİNDE KAVRULDUN 40 DERECELERDE HAYATIN BAHARINDA PİŞTİN VE BEN SENİ ÖZEN BEZENE 135 DERECEYE KADAR SAFİYETTE KAVURDUM X KUŞAĞINDASIN Y KUŞAĞI CESARET EDEMEDİ SANA ELSÜRMEYE BİLİNMEYENLERDEN ÇEKİNDİLER. MEDYATİK TAKILDILAR.ŞÖHRETE TAKILDILAR SENİ GÖREMEDİLER KUMRALLARDAN, YEŞİLLERDEN,FISTIKLARDAN KİM BİLEBİLİRDİKİ SENİN SAMİMİ GÖRÜNTÜNÜN ALTINDA BU MUHTEŞEM LEZZET !!!
EBATLARIN ÖLÇÜLERİN STANDARTLARIN ÇOK ÇOK ÜSTÜNDE SENİ ŞİMDİ ANLIYORUM KARAMMM CACAO LİKÖRÜM BENİM 100 % KAKAOM. KATIKSIZ VE SAF
SENİ ASLA UNUTMIYACAĞIM SENİ EĞER ÇOBAN KALDİ, YADA CRİSTOF COLOMB KEŞFETSEYDİ LİTERATÜRLERE İLK OLARAK GEÇERDİN TARİHİN EN LERİNDEN OLURDUN. KARA BAHTLI KARAMMM LİKÖRÜM!!!!!
KARAMMM, AŞKTAN ÖTESİN, NE ADIN BELLİ NE YAŞIN . BLACK-LİKÖR ,SİYAHİ KARA ÜZÜM KIVAMINDA ŞEKERDEN YOKSUN . ÇOK SAF MASUM BİR TADIMLIK TADINLA BU ALEMİN LİDERİ OLMAYA ADAY KEŞFEDİLMEMİŞSİN. ÖN YARGILARIMIZA TAKILMIŞIZ SENİN İÇİN . ÖNCE AFRİKANIN SICAK İKLİMİNDE KAVRULDUN 40 DERECELERDE HAYATIN BAHARINDA PİŞTİN VE BEN SENİ ÖZEN BEZENE 135 DERECEYE KADAR SAFİYETTE KAVURDUM X KUŞAĞINDASIN Y KUŞAĞI CESARET EDEMEDİ SANA ELSÜRMEYE BİLİNMEYENLERDEN ÇEKİNDİLER. MEDYATİK TAKILDILAR.ŞÖHRETE TAKILDILAR SENİ GÖREMEDİLER KUMRALLARDAN, YEŞİLLERDEN,FISTIKLARDAN KİM BİLEBİLİRDİKİ SENİN SAMİMİ GÖRÜNTÜNÜN ALTINDA BU MUHTEŞEM LEZZET !!!
EBATLARIN ÖLÇÜLERİN STANDARTLARIN ÇOK ÇOK ÜSTÜNDE SENİ ŞİMDİ ANLIYORUM KARAMMM CACAO LİKÖRÜM BENİM 100 % KAKAOM. KATIKSIZ VE SAF
SENİ ASLA UNUTMIYACAĞIM SENİ EĞER ÇOBAN KALDİ, YADA CRİSTOF COLOMB KEŞFETSEYDİ LİTERATÜRLERE İLK OLARAK GEÇERDİN TARİHİN EN LERİNDEN OLURDUN. KARA BAHTLI KARAMMM LİKÖRÜM!!!!!
KİMDİLER VE NİÇİN KAÇTILAR
İnsanların eliyle gelebilecek her türlü kötülük ve şerlere karşı dimdik ayakta durabilme ve Allah'tan gelenlere karşıda isyan etmeme , sabretme halini sergileyebilme ölçüsü olmalıydı .
Yanlış görmüyordum aklım ve bilincim gayet yerindeydi.Gündöndü saplarını yara,yara kaçıyorlardı. Hamd O'na Şükür ve Minnet yine O'na . Birkez daha galp çıkmıştım korku ile mücadeleden. Yokuşu tımanırken bir muhasebe başladı nefsimle niye kaçmadın, taş atmamalıydın,bu yol sürekli kullandığın yol, bunlar yine burada ve başka yol yok. Doğru olanı yaptın . Eğer bu akşam kaçsaydın bir ömür hep kaçacaktın. doğrusunu yaptın. bir müddet sonra köyün tek sokak lambası olan direğin altındaki duvarın dibinde korktukları her hallerinden belli olan benden önce köye dönen arkadaşları gördüm. yanlarına iyice yaklaşana kadar kaçmak ve kalmak arasında bir tavır sergiliyorlardı Salih abi senmiydin bizde üç harflilerden birisi,şeytan zannettik seni görünce biraz rahatladık. biraz önce bizi kovaladılar değirmenin yukarısından köye kadar, seni kovalamadılarmı, kocaman kayalrı fırlattılar valla zorkutulduk azdaha kaçırıyorduk........ çeneleri ve dişleri birbirine vurarak zor konuşuyaorlardı. hayretlerim ikiye katlandı bunlar benden en az iki saat evvel çıktılar ve benim başıma gelen şeyleri onlar sanki daha yeni yaşamışlardı yoksa saatlerce çakılıp kalmışlarmıydı oldukları yerde?
Yanlış görmüyordum aklım ve bilincim gayet yerindeydi.Gündöndü saplarını yara,yara kaçıyorlardı. Hamd O'na Şükür ve Minnet yine O'na . Birkez daha galp çıkmıştım korku ile mücadeleden. Yokuşu tımanırken bir muhasebe başladı nefsimle niye kaçmadın, taş atmamalıydın,bu yol sürekli kullandığın yol, bunlar yine burada ve başka yol yok. Doğru olanı yaptın . Eğer bu akşam kaçsaydın bir ömür hep kaçacaktın. doğrusunu yaptın. bir müddet sonra köyün tek sokak lambası olan direğin altındaki duvarın dibinde korktukları her hallerinden belli olan benden önce köye dönen arkadaşları gördüm. yanlarına iyice yaklaşana kadar kaçmak ve kalmak arasında bir tavır sergiliyorlardı Salih abi senmiydin bizde üç harflilerden birisi,şeytan zannettik seni görünce biraz rahatladık. biraz önce bizi kovaladılar değirmenin yukarısından köye kadar, seni kovalamadılarmı, kocaman kayalrı fırlattılar valla zorkutulduk azdaha kaçırıyorduk........ çeneleri ve dişleri birbirine vurarak zor konuşuyaorlardı. hayretlerim ikiye katlandı bunlar benden en az iki saat evvel çıktılar ve benim başıma gelen şeyleri onlar sanki daha yeni yaşamışlardı yoksa saatlerce çakılıp kalmışlarmıydı oldukları yerde?
Yaz veya kış farketmiyordu burada elektrikler sık sık kesiliyordu. Bir temmuz akşamı arkadaşlarla benim barakada oturmuş muhabbet ederken içimizden birisi komşu köye gitme teklifinde bulundu ve bu hepimiz tarafından kabul gördü. tek ulaşım aracı olan traktörün üzerine yüklendik hep beraber. hoş beşler selamlar kelamlar havada uçuştu köy kahvehanesinde. birde eskilerden dem vurulup destanlar dinlendinten bir hayli sonra gidelim havasına kapıldı arkadaşlar ve muhabbetin en koyu yerindeydik Ayvaz amca Bulgar işgal yıllarını anlatıyordu trakya ağzıyla ve orjinaldi beyaa.
saat hayli ilerlemişti 01:30 civarında bir ocakcı birde yaşlı Ayvaz agayla ben kalmıştım köhne köy kraathanesinde cansız yanan lambanın loş ışığında. derken koyuldum yola kıvrımlı tarlaların arasından gök kubbede tek yol arkadaşım yıldızlar ve cırcır böceklerinin kulak tırmalayan feryau figanlarıydı. ay ışığı olsaydı en azından çalıya taşa takılmadan yürümek daha kolay olurduya neyse bir müddet sonra gözler uyum sağlıyor ve arazinin şekli çıkıveriyor ortaya. patika yol biraz ilerki güvem çalılıklarının bitiminde nihayete erip iki köyü kazaya bağlayan balkanların en asıl stabilize yoluna bağlanıyordu. işte yolun en riskli bölümü burası düz olan yol keskin bir virajla birlikte dik bir rampa eşliğinde dere üzerindeki köprüye doğru sizi baş aşağı gönderiyor. dere genelde bu mevsimde kuru olurdu fakat önceki gün yağan kuvvetli yağmur ve doludan kalan sızıntılar devam ediyordu süzülmeye şırıl şırıl gecenin sessizliğine ahenk katarcasına ve köprünün biraz yukarısındaki eski su değirmeninin harabelerinden gelen baykuşların nameleri suyun sesini ve gecenin sessizliğini yırtarcasına dalıveriyor kulaklarınızdan beyninize doğru. karşı rampayı yarıladığımda uzunbayırın tam ortasına gelmiş olacaktım, gündöndü tarlalarının arasından ağı ağır avazım çıktığı kadar bir ezgi tutturmuş tırmanma şeridini çıkıyordum ki bir anda sağımdan ve solumdan tarlaların içerisinden bana doğru taşaların atıldığını önüme ,arkama çevreme düşüyorlardı. durdu dünyanın dönmesi ne baykuş sesi ne çekirgelerin zırıltısı gelmiyordu artık kuşatılmış bir haldeydim adeta. Acaba yıllar önce kaybettiğim korku kendisini bana kabullendirmeyemei çalışıyordu geri gelebilirim ümidiyle, Salih in kalbine beynine nüfuz ederim düşüncesiyle. yıllar olmuştu ayrılalı Artık iyice unutmuşken seni bir daha kabullenemem zorlama derdemez ani bir refleksle yerden elyordamıyle yeri tarayarak avucumu dolduracak irilikte taşları kavradım ve taşaların geldiği istikametlere doğru havan mermileri andıran şiddet ve dehşetle ateşledim taşları ikncisi,üçüncüsü derken bir tarraka koptu göndöndü tarlalarından aman Allahım bu da neydi böyle bir sürü karartı ,silüet belli belirsiz bana doğrumu geliyordu yoksa kaçışıyorlarmıydı kestirmek hayli zor karanlıkta.
İzninizle kahvaltı saati
saat hayli ilerlemişti 01:30 civarında bir ocakcı birde yaşlı Ayvaz agayla ben kalmıştım köhne köy kraathanesinde cansız yanan lambanın loş ışığında. derken koyuldum yola kıvrımlı tarlaların arasından gök kubbede tek yol arkadaşım yıldızlar ve cırcır böceklerinin kulak tırmalayan feryau figanlarıydı. ay ışığı olsaydı en azından çalıya taşa takılmadan yürümek daha kolay olurduya neyse bir müddet sonra gözler uyum sağlıyor ve arazinin şekli çıkıveriyor ortaya. patika yol biraz ilerki güvem çalılıklarının bitiminde nihayete erip iki köyü kazaya bağlayan balkanların en asıl stabilize yoluna bağlanıyordu. işte yolun en riskli bölümü burası düz olan yol keskin bir virajla birlikte dik bir rampa eşliğinde dere üzerindeki köprüye doğru sizi baş aşağı gönderiyor. dere genelde bu mevsimde kuru olurdu fakat önceki gün yağan kuvvetli yağmur ve doludan kalan sızıntılar devam ediyordu süzülmeye şırıl şırıl gecenin sessizliğine ahenk katarcasına ve köprünün biraz yukarısındaki eski su değirmeninin harabelerinden gelen baykuşların nameleri suyun sesini ve gecenin sessizliğini yırtarcasına dalıveriyor kulaklarınızdan beyninize doğru. karşı rampayı yarıladığımda uzunbayırın tam ortasına gelmiş olacaktım, gündöndü tarlalarının arasından ağı ağır avazım çıktığı kadar bir ezgi tutturmuş tırmanma şeridini çıkıyordum ki bir anda sağımdan ve solumdan tarlaların içerisinden bana doğru taşaların atıldığını önüme ,arkama çevreme düşüyorlardı. durdu dünyanın dönmesi ne baykuş sesi ne çekirgelerin zırıltısı gelmiyordu artık kuşatılmış bir haldeydim adeta. Acaba yıllar önce kaybettiğim korku kendisini bana kabullendirmeyemei çalışıyordu geri gelebilirim ümidiyle, Salih in kalbine beynine nüfuz ederim düşüncesiyle. yıllar olmuştu ayrılalı Artık iyice unutmuşken seni bir daha kabullenemem zorlama derdemez ani bir refleksle yerden elyordamıyle yeri tarayarak avucumu dolduracak irilikte taşları kavradım ve taşaların geldiği istikametlere doğru havan mermileri andıran şiddet ve dehşetle ateşledim taşları ikncisi,üçüncüsü derken bir tarraka koptu göndöndü tarlalarından aman Allahım bu da neydi böyle bir sürü karartı ,silüet belli belirsiz bana doğrumu geliyordu yoksa kaçışıyorlarmıydı kestirmek hayli zor karanlıkta.
İzninizle kahvaltı saati
25 Oca 2011
KORKMAYI BİLMEYEN KORKMAZMI?
belliydi bir şeylerin eksik olduğu.
bir boşluk,nasıl? yani herkesde varda bende niye yok? denilecek bir şey değil. Fakat mal,mülk,şan,şöhret,utanma,mahrem,para,boy,güzellik,yakışıklı,çirkinlik sıradan şeyler.öeyle özenilecek,imrenilecek ehem-mühimşeyler değiller.
henüz 7-8- yaşlarında geceleri sokaklarda, bahçelerde duvarlardan atlamak, zifiri karanlıkta el yordamıyla ilerleyerek saklambaç oynamak. Kim saklanmıştı ve neyi arıyordum, kendi elimi göremediğim bir ortamda karanlığın beyazlığını ayna vari yansımasını buldum ruhumun derinliklerinde. kulaklarımda çınlama ses yok,ışık yok, sobe yok. sadece kendim ve beyaz perde içerisinde ve benliğimde eksikliğini gördüğüm iki adım ötede duran gölgem. nasıl olabilirdiki zifiri karanlıkta kendi gölgem beyaz perdede ve onun hareketleri bana aykırı şekilde ben,histe değil. gülsemmi? yoksa ani bir hamle ile yaklayıversem ensesinden ve ayrılma, bırakma beni desemmi? derken kulakları tırmalayan sesiyle hamdi oynamıyorum ya çık artık neredeysen ? ne kadar zaman geçti bilmiyordum. ileriki yıllarda memuriyetimin geçtiği ilk yıllarda balkanlarda sınır köylerinde görev yapmıştım. gerçekten yalnızlığın iliklerime kadar beni sarmaladığı bir yerdi burası ne ulaşım ,ne vasıta,ne telefon,ne bakkal,ne fırın, yok,yok,yok, yokluğun varlıktan kaçtığı hissedilir burada. geceleri kurbağaların vaveylaları, çekirgelerin gıcırdamaları,baykuşların meydan okuması, bir fırtına bir şimşek ve kesilip bir hafta gelmeyen elektrik. susuz çeşmesi,kuru gölü,akmayan deresi,meyvesiz bahçeleri,hu hulara karışan güvercin sesleri barakamın damında. yine başa dönmüştüm geceler karanlık ,soğuk, yalnızlık tarifi olmayan bir acı, balkanların kan donduran kış uzun kış geceleri,ah bir soba olsa yaksam ve ateşine bakarak ısınsam. alevlerine dalıp bulsam o yitik duygumu! üzgünüm bir soba !!!! yoktu. sabahın olduğunu aydınlıktan değil horozların namelerinden anlardım ve uyku ile uyanıklık arası kapanmış göz kapaklarım açılıverirdi. Altı üstü tamamı 15 haneydi balkan köyü bulgaristanın karşı yamacında Tunca nehrinin berisinde uzunbayırın bağrında bir yerdi, ve yer bitirirdi nice insanları ömürleri,ekinleri....
şimdi izninizle biraz ara verelim çikolatalar sıraya girdiler onlara layık oldukları analizleri yapalım.birazda tadalım.
bir boşluk,nasıl? yani herkesde varda bende niye yok? denilecek bir şey değil. Fakat mal,mülk,şan,şöhret,utanma,mahrem,para,boy,güzellik,yakışıklı,çirkinlik sıradan şeyler.öeyle özenilecek,imrenilecek ehem-mühimşeyler değiller.
henüz 7-8- yaşlarında geceleri sokaklarda, bahçelerde duvarlardan atlamak, zifiri karanlıkta el yordamıyla ilerleyerek saklambaç oynamak. Kim saklanmıştı ve neyi arıyordum, kendi elimi göremediğim bir ortamda karanlığın beyazlığını ayna vari yansımasını buldum ruhumun derinliklerinde. kulaklarımda çınlama ses yok,ışık yok, sobe yok. sadece kendim ve beyaz perde içerisinde ve benliğimde eksikliğini gördüğüm iki adım ötede duran gölgem. nasıl olabilirdiki zifiri karanlıkta kendi gölgem beyaz perdede ve onun hareketleri bana aykırı şekilde ben,histe değil. gülsemmi? yoksa ani bir hamle ile yaklayıversem ensesinden ve ayrılma, bırakma beni desemmi? derken kulakları tırmalayan sesiyle hamdi oynamıyorum ya çık artık neredeysen ? ne kadar zaman geçti bilmiyordum. ileriki yıllarda memuriyetimin geçtiği ilk yıllarda balkanlarda sınır köylerinde görev yapmıştım. gerçekten yalnızlığın iliklerime kadar beni sarmaladığı bir yerdi burası ne ulaşım ,ne vasıta,ne telefon,ne bakkal,ne fırın, yok,yok,yok, yokluğun varlıktan kaçtığı hissedilir burada. geceleri kurbağaların vaveylaları, çekirgelerin gıcırdamaları,baykuşların meydan okuması, bir fırtına bir şimşek ve kesilip bir hafta gelmeyen elektrik. susuz çeşmesi,kuru gölü,akmayan deresi,meyvesiz bahçeleri,hu hulara karışan güvercin sesleri barakamın damında. yine başa dönmüştüm geceler karanlık ,soğuk, yalnızlık tarifi olmayan bir acı, balkanların kan donduran kış uzun kış geceleri,ah bir soba olsa yaksam ve ateşine bakarak ısınsam. alevlerine dalıp bulsam o yitik duygumu! üzgünüm bir soba !!!! yoktu. sabahın olduğunu aydınlıktan değil horozların namelerinden anlardım ve uyku ile uyanıklık arası kapanmış göz kapaklarım açılıverirdi. Altı üstü tamamı 15 haneydi balkan köyü bulgaristanın karşı yamacında Tunca nehrinin berisinde uzunbayırın bağrında bir yerdi, ve yer bitirirdi nice insanları ömürleri,ekinleri....
şimdi izninizle biraz ara verelim çikolatalar sıraya girdiler onlara layık oldukları analizleri yapalım.birazda tadalım.
Oya'nın Yalın Hali: aşk acısı çekenlere...
aşk acısı çekenlere...: "Nadir 'ne var ne yok alemde' gezmelerimde rastladığım bir gazel; meali ile birlikte. Aşk acısı çekenler için tasavvufi bir bakış açısı Mev..."
18 Oca 2011
doktor bana de hele neyim var benim
İyi dinle evladım :- bir boğa kadar sağlıklısın
kan basıncın ve enemar değerlerin 150 beygirlik motor kadar güçlü basınca sahip
mikroptan eser yok ..! neyle besleniyorsun?: - adapazarı yem fabrikasından hergün bir torba karma yem
birde günlük çikolatamı eksik etmem.
bir adet kızarmış tavuk, bir tepsi yeşillik,bir porsiyon kadayıf,makarna sade, yoğurt, bir kase mercimek çorbası, ,,,,
-: evledım bütün bunları kaç günde yiyorsun?
:) efendim bu sadece öğle kahvaltısı
:( ve bunların üstüne birşey yiyemiyorsun
:) eh ondan sonra iştahım kesiliyor canım istesde yiyemiyorum. bir şeyim yok değilmi doktor?
:( var hemde vahim, sen manda şifası hastalığına yakalnmışsın evladım vah,vah
kan basıncın ve enemar değerlerin 150 beygirlik motor kadar güçlü basınca sahip
mikroptan eser yok ..! neyle besleniyorsun?: - adapazarı yem fabrikasından hergün bir torba karma yem
birde günlük çikolatamı eksik etmem.
bir adet kızarmış tavuk, bir tepsi yeşillik,bir porsiyon kadayıf,makarna sade, yoğurt, bir kase mercimek çorbası, ,,,,
-: evledım bütün bunları kaç günde yiyorsun?
:) efendim bu sadece öğle kahvaltısı
:( ve bunların üstüne birşey yiyemiyorsun
:) eh ondan sonra iştahım kesiliyor canım istesde yiyemiyorum. bir şeyim yok değilmi doktor?
:( var hemde vahim, sen manda şifası hastalığına yakalnmışsın evladım vah,vah
15 Oca 2011
ARSIZLIK YADA YÜZSÜZLÜK
GECENİN 01:45 de kahvaltı yapıyoruz, çay ,kıymalı börek, kaşar,reçel,kepekli ekmek,su...!!!
sabah olunca pazar olarak uyanacak uyuyanlar, ben ise pazar sabahı öğleye kadar uyumak üzere yarasalar gibi uykuya...!
kahvaltıda birden son parçaları atıştırırken masadaki arkadaşlara: pazartesi lütfen hatırlatırmısınız mutlaka doktora görünmeliyim, yine aynı şey oluyor. bu neden herdefasında tekrarlar bir sormamlazım???
arkadaşlar merakla sordu ne oluyorki?!!! tabiiki bunda komik bir durum olmadığından gayet ciddi olarak
- şu halime bir bakarmısınız hiç bir şey yiyemiyorum.canım istemesine rağmen börek,kaşar,çay sevmeme rağmen karnım doymasına rağmen ben malesef yiyemiyorum.
- yine bundan yıllar evvel bundan muzdarip doktora gittim. gayet iyi muayene etti,tahliller . tavsiyeler, sıkı bir diyet önerileri ,derken reçetemde yazılanlar: bir hafta için ,her gün üç öğün üç dilim kızarmış ekmek ve açık çay. yazılıydı .yok.yok. ve kapıya doğru çıkarken reçetemi göstererek :- doktor bey bunları yemekten öncemi ,sonramı yemeliyim???
-............. :( ........:)-
sabah olunca pazar olarak uyanacak uyuyanlar, ben ise pazar sabahı öğleye kadar uyumak üzere yarasalar gibi uykuya...!
kahvaltıda birden son parçaları atıştırırken masadaki arkadaşlara: pazartesi lütfen hatırlatırmısınız mutlaka doktora görünmeliyim, yine aynı şey oluyor. bu neden herdefasında tekrarlar bir sormamlazım???
arkadaşlar merakla sordu ne oluyorki?!!! tabiiki bunda komik bir durum olmadığından gayet ciddi olarak
- şu halime bir bakarmısınız hiç bir şey yiyemiyorum.canım istemesine rağmen börek,kaşar,çay sevmeme rağmen karnım doymasına rağmen ben malesef yiyemiyorum.
- yine bundan yıllar evvel bundan muzdarip doktora gittim. gayet iyi muayene etti,tahliller . tavsiyeler, sıkı bir diyet önerileri ,derken reçetemde yazılanlar: bir hafta için ,her gün üç öğün üç dilim kızarmış ekmek ve açık çay. yazılıydı .yok.yok. ve kapıya doğru çıkarken reçetemi göstererek :- doktor bey bunları yemekten öncemi ,sonramı yemeliyim???
-............. :( ........:)-
yarasa ve yarası
ilk gördüğümde onları ilkokul hayat bilgisi kitabında yarasa 'ne kadarda fareye benziyor demiştim' sonra bir gece sokak lambasının altından geçerken fark etmiştim resilerdekinin aynısı,lamba onun aynası ve tiyatro perdesi gibi onun muhteşem ayalarına bağlanmış kanatlarını sergiliyordu!!!
sokak lambasının etrafında uçuşan kelebekleri avlıyorlardı. bir anda kızdım. zavallı kelebekler vampirler tarafından yem ediliyordular.neden böyle oluyordu? öyle olması gerekiyorduda ondan.
yarasalar gündüz yatıp gece çelışmaları yönüyle bana çok benziyorlardı. işte ortak yanım olan birisini sonunda buldum. Sevgili mesai arkadaşlarım. birazdan sabah olacak ve kuytu bir odada uykuya dalacağım. geceye daha dinç kalkıp kakaoların canına kıymak için naparsınız böyle gerektiği için. doğrusuda bu.
sokak lambasının etrafında uçuşan kelebekleri avlıyorlardı. bir anda kızdım. zavallı kelebekler vampirler tarafından yem ediliyordular.neden böyle oluyordu? öyle olması gerekiyorduda ondan.
yarasalar gündüz yatıp gece çelışmaları yönüyle bana çok benziyorlardı. işte ortak yanım olan birisini sonunda buldum. Sevgili mesai arkadaşlarım. birazdan sabah olacak ve kuytu bir odada uykuya dalacağım. geceye daha dinç kalkıp kakaoların canına kıymak için naparsınız böyle gerektiği için. doğrusuda bu.
14 Oca 2011
İSTANBUL BÖYLE BİR ŞEY
güzel istanbulum aşığım sana
kaldırımlarına,caddelerine,tarihine,denizine
güzeline,çirkinine, gecene,gündüzüne
sultanahmet,ayasofya,kızkulesi
nazlı nazlı süzülen gemilerine
albeni kollarına,sakın bırakma
ben seni bırakmadım,sende vefa göster
kostantini bıraktın,fatihe aşık oldun
sardın onu kollarına,kıskanırım fatihini
yüce misafirin eyüp hazretlerini
üzerinde semalarını kaplayan martılarını
sen bir eşi olmayan sevdamsın istanbul
sen O yüce Nebinin müjdesi değilmisin?
kimler sevmedi,kimler can vermedi uğruna
sarhoş naralarıyla kirlenirse sakın üzülme
ezan sesleriyle temizler müezzinlerin
ne sevinçleri,kederleri sakladın bağrında
sakla benide vefalı sevgilim,o şefkatli bağrına
13 Oca 2011
AFEDERSİNİZ ACİL Mİ
Gecenin başlangıç vakti 00:01 dakka bir telefon susmak bilmiyor. buyurun Laboratuvar. - salih abi öbürtarfatan aradılar nolur çok acil araç kapıda bekliyor ilk önce bittere hanıma bakalım, sonra diğerlerine. sonuç çıkar çıkmaz bi alo dermisin ? :- işler yetişir oğlum Adem bu ne panik hele dur bi sakin ol. iyibak sakın yanlış gelmiş olmıyasın? yok abi burası laboratuvar değilmi? yok yanlış aradınız. cerrahpaşa acil cerrahi müdahale servisi!!! noluyoruz be kardeşim acil,öbürtaraf,araç kapıda. fesübhanallah. görende bişey var zannedecek tamam getir hepsini sakın soğumasınlar hemen etüve bırak acil olanları üstkata,diğerlerini bi alt kata koyuver, geliş saatini ve kayıtlarını yaptırmadan nereye kardeş bi dur hele.
alışık olduğumuzdan ortamın gergin havasını yumuşatıp duruma el koyuyorum, tamam bundan sonra bizden haber bekle , bu arada çıkış işlemleri için gerekli belgeleri hazırla bana getir.
sadece sıradan bir iş günü bizim için . dolu dolu geçen bol çikolatalı,sıcak bir kış gecesi. bir yandan cihazlar analizleri yapmak için çırpınırken bu arada bende klavyenin tuşlarına dokunuyorum ve ekranda okuduğunuz yazıları ekliyorum sayfama.
müsadenizle yan komşudan fıstıklar geldi onlarla ilgilenmem lazım. bilirsiniz siz onları.
alışık olduğumuzdan ortamın gergin havasını yumuşatıp duruma el koyuyorum, tamam bundan sonra bizden haber bekle , bu arada çıkış işlemleri için gerekli belgeleri hazırla bana getir.
sadece sıradan bir iş günü bizim için . dolu dolu geçen bol çikolatalı,sıcak bir kış gecesi. bir yandan cihazlar analizleri yapmak için çırpınırken bu arada bende klavyenin tuşlarına dokunuyorum ve ekranda okuduğunuz yazıları ekliyorum sayfama.
müsadenizle yan komşudan fıstıklar geldi onlarla ilgilenmem lazım. bilirsiniz siz onları.
BİZE NELER OLUYOR ? NE OLACAĞIM?
hemen hemen herkese birileri defalarca sormuştur; büyüynce ne olacaksın? ne olmak istersin?
:- şey eeee ben hımmm,büyüyünce,doktor olucam!!! - aferin evladım oku ,oku
(:-öretmenim ben büyünce aynı sizin gibi öretmen olucam!! - otur yerin seni gidi yağcı . hane polis olucaktın
):-ben öğretmenim ıııııııııııııı şey ,neydi?? hemşire olucam,sonra bidah okuycam baş hemşire olucam,kocaman tacım olacak! - bravo kızım ol.
her defasında daha önce ne söylediğini bile hatırlamadan en çok neden,kimden etkilenmişsek onu söylerler
Önceki gün hava soğuk haiften yağmur çiseliyor. Çatalca serbest gümrükleme sahasından dönüyorum. Bagaj ve arka koltukların arasında çekirdek kakao numuneleri var. teyp,radyo olmadığından kendi iç dünyamda farklı senaryolar,hesaplar vs gözüm pürdikkat kaygan yolda, bu arada avcılar kampüsün önündaki yaya alt geçidin altına yaklaştım ve trafik epeyce yavaşladı.dolmuşlar,otbüsler full insanlar kendilerini soğuktan korumak için tıka basa doluyorlar duran önümdeki avcılar otobüsüne ve haretkete geçiyorum derken birden birkaç çift eller havada işaretediyor dur,yavaş, bizide al nolur dercesine ıslanmış saçı başı karışmış çocuklar.koltuklarının altına saklamaya çalıştıkları defter,klasör,ders notları.
birden okul yılları geçti gözümün önünden işte aynen böyle okul çıkışı kötü hava ve yol şartlarında yol kenarına çıkar şehir merkezine giden arabalara otostop çekerdik. durmayanların........ duranların ve bizi alanların derdik yani .
kapı kilitlerini açtım arabam tam bir dolmuş havasına büründü,sessizlik yerini gülücükler,teşekkürler,dualara bıraktı. yerlerdeki kakao numunelerini kucaklarına aldılar ve merakla sordular.
: - afedersiniz bunlar bademmi ? - değil
:- fıstık? - değil
:-ceviz? -değil
:- ilkdefa görüyoruz çok farklı bir şey bu nedir? - çekirdek kakao
ön koltukta oturan bayan lafı kaptı çocuğun ağzından .
:oğlum bunlar varya afrikada yetişiyormuş, çok uzaklardan geliyor gemiyle.
ee çocuklar haklı olarak tadını merak ediyorlar ve torbadan çıkartıp kabuğunu kırarak bir ısırık alıyor ucundan ve diğerleri onun suratına bakıyor!! - nasıl ?
:- bu ne yaaaa ööööö hiç tadı tuzu lezzeti yok!!!!
ön koltuktaki bayan bilmişlik havasında biliyonuzmu bunun afrodizyak etkisi olduğunu? okumuştum aklımda kaldı.
kala kala aklında bumu kaldı yani. gözler acı,acı ağzındaki kakaoyu geveleyenin üzerine çevrildi...
şiiit oğlum, hey nasılsın ? bir şeyin yok dimi?? yani zehirlenmedin .......?
kahkahalar koptu camları açmak zorunda kaldım soğuk havada dışarıya çıksın yoksa camlar çatlayacak yüksek ses dalgalarından.
Tabiiki bende sordum fakültelerini , enteresan : mimarlık, edebiyat, biyoloji,arkeoloji.
hiç biriside bölümünden memnun olmadığını serzenişle dile getirdi. puanım buna yetti, bin pişmanım, ailem istedi. gibi
memleketim insanının makus talihi , hala değişmemiş demekki,. ne okudum şimdi ne yapıyorum.
tarlanın ,toprağın, buğdayın,şekerpancarının , ayçiçeği, nohut,kurufasulye,lahana,ıspanak. bütün bu mahsüllerin toparağa ekiminden biçimine kadar şahit olmuştum.toprak asla ihanet etmezdi, ne ekersek onu bitiri verirdi üzerinde hemde cümertce, bire yüz,hatta yediyüz . 0,01 g lık tomumu atardık 10 kg lık mahsul verirdi.
nohut ektiğimiz tarladan hiç lahana biçmedim,buğday tarlasından kurufasulya toplamadım. ne ektiysem hep onu verdi vefakar toprak, güneşmi,yağmurmu,rüzgarmı,karmı Rabbim onları bol bol ihsan etti ve toprak duaya ceavp olarak açılan ellerimize her nebatattan bolca verdi.
iyi güzel diyonda niye kakao ,kahve ,hindistancevizi olmuyor?
harika bir sual. 10 puanlık bir cevap : hadi siz söyleyin niye her bitki çeşidinin tamamı bir kıtada yetişmez
yok,yok ondan değil, hadi onu hallederizde peki onlar napacak, biraz yaklaştınız. yok yok hiç birisi değil.
oyunun kurallarını biz koymadık. saha çok geniş ve top yuvarlak kurallara göre bu oyun böyle oynanır başka cevap yok.
:- şey eeee ben hımmm,büyüyünce,doktor olucam!!! - aferin evladım oku ,oku
(:-öretmenim ben büyünce aynı sizin gibi öretmen olucam!! - otur yerin seni gidi yağcı . hane polis olucaktın
):-ben öğretmenim ıııııııııııııı şey ,neydi?? hemşire olucam,sonra bidah okuycam baş hemşire olucam,kocaman tacım olacak! - bravo kızım ol.
her defasında daha önce ne söylediğini bile hatırlamadan en çok neden,kimden etkilenmişsek onu söylerler
Önceki gün hava soğuk haiften yağmur çiseliyor. Çatalca serbest gümrükleme sahasından dönüyorum. Bagaj ve arka koltukların arasında çekirdek kakao numuneleri var. teyp,radyo olmadığından kendi iç dünyamda farklı senaryolar,hesaplar vs gözüm pürdikkat kaygan yolda, bu arada avcılar kampüsün önündaki yaya alt geçidin altına yaklaştım ve trafik epeyce yavaşladı.dolmuşlar,otbüsler full insanlar kendilerini soğuktan korumak için tıka basa doluyorlar duran önümdeki avcılar otobüsüne ve haretkete geçiyorum derken birden birkaç çift eller havada işaretediyor dur,yavaş, bizide al nolur dercesine ıslanmış saçı başı karışmış çocuklar.koltuklarının altına saklamaya çalıştıkları defter,klasör,ders notları.
birden okul yılları geçti gözümün önünden işte aynen böyle okul çıkışı kötü hava ve yol şartlarında yol kenarına çıkar şehir merkezine giden arabalara otostop çekerdik. durmayanların........ duranların ve bizi alanların derdik yani .
kapı kilitlerini açtım arabam tam bir dolmuş havasına büründü,sessizlik yerini gülücükler,teşekkürler,dualara bıraktı. yerlerdeki kakao numunelerini kucaklarına aldılar ve merakla sordular.
: - afedersiniz bunlar bademmi ? - değil
:- fıstık? - değil
:-ceviz? -değil
:- ilkdefa görüyoruz çok farklı bir şey bu nedir? - çekirdek kakao
ön koltukta oturan bayan lafı kaptı çocuğun ağzından .
:oğlum bunlar varya afrikada yetişiyormuş, çok uzaklardan geliyor gemiyle.
ee çocuklar haklı olarak tadını merak ediyorlar ve torbadan çıkartıp kabuğunu kırarak bir ısırık alıyor ucundan ve diğerleri onun suratına bakıyor!! - nasıl ?
:- bu ne yaaaa ööööö hiç tadı tuzu lezzeti yok!!!!
ön koltuktaki bayan bilmişlik havasında biliyonuzmu bunun afrodizyak etkisi olduğunu? okumuştum aklımda kaldı.
kala kala aklında bumu kaldı yani. gözler acı,acı ağzındaki kakaoyu geveleyenin üzerine çevrildi...
şiiit oğlum, hey nasılsın ? bir şeyin yok dimi?? yani zehirlenmedin .......?
kahkahalar koptu camları açmak zorunda kaldım soğuk havada dışarıya çıksın yoksa camlar çatlayacak yüksek ses dalgalarından.
Tabiiki bende sordum fakültelerini , enteresan : mimarlık, edebiyat, biyoloji,arkeoloji.
hiç biriside bölümünden memnun olmadığını serzenişle dile getirdi. puanım buna yetti, bin pişmanım, ailem istedi. gibi
memleketim insanının makus talihi , hala değişmemiş demekki,. ne okudum şimdi ne yapıyorum.
tarlanın ,toprağın, buğdayın,şekerpancarının , ayçiçeği, nohut,kurufasulye,lahana,ıspanak. bütün bu mahsüllerin toparağa ekiminden biçimine kadar şahit olmuştum.toprak asla ihanet etmezdi, ne ekersek onu bitiri verirdi üzerinde hemde cümertce, bire yüz,hatta yediyüz . 0,01 g lık tomumu atardık 10 kg lık mahsul verirdi.
nohut ektiğimiz tarladan hiç lahana biçmedim,buğday tarlasından kurufasulya toplamadım. ne ektiysem hep onu verdi vefakar toprak, güneşmi,yağmurmu,rüzgarmı,karmı Rabbim onları bol bol ihsan etti ve toprak duaya ceavp olarak açılan ellerimize her nebatattan bolca verdi.
iyi güzel diyonda niye kakao ,kahve ,hindistancevizi olmuyor?
harika bir sual. 10 puanlık bir cevap : hadi siz söyleyin niye her bitki çeşidinin tamamı bir kıtada yetişmez
yok,yok ondan değil, hadi onu hallederizde peki onlar napacak, biraz yaklaştınız. yok yok hiç birisi değil.
oyunun kurallarını biz koymadık. saha çok geniş ve top yuvarlak kurallara göre bu oyun böyle oynanır başka cevap yok.
ZAMANINDA YENİLMESİNDE YARAR
Tam zamanı - Ocak
Nar Mücevher gibi
Şimdi tam da nar zamanı, ocak ayının ortalarına kadar devam edecek nar mevsimini sakın kaçırmayın. Bu büyülü meyveden bol bol tüketin. Kış meyvesi nar, mücevher gibi bir görüntüye sahip olmasının yanında yüksek oranda antioksidan içerir. Bu meyveyi 2 ya da 3 gün bozulmadan oda sıcaklığında saklayabileceğiniz gibi 3 aya kadar buzdolabında muhafaza edebilirsiniz. Nar suyunu tek başına içebileceğiniz gibi tatlılarda da aroma olarak kullanabilirsiniz. Ayrıca salatalarda ve yemeklerde nar taneleri ve nar suyundan faydalanabilirsiniz
Kereviz Biz kereviz yerizÇocuklara çok kolay yedirebildiğimiz bir sebze değildir kereviz, oysa zeytinyağlısı, sıcak yemeği ve salata çeşitleriyle çok leziz hale getirilebilir. Sağlığa faydalarıyla sofralarımızdan asla ihmal etmememiz gereken kerevizin şimdi tam zamanı. Kereviz, kalsiyum, potasyum, magnezyum ve C vitamini yönünden zengindir. Kerevizin tohumu da yemeklere lezzet katmak için baharat olarak kullanılır. Kerevizin tohumu, sapları, yaprakları Güney Avrupa, Fransız ve ABD'de Louisiana mutfak kültüründe salatalar, soslar ve çorbalarda oldukça yaygın olarak tercih edilir.
Pazı Koyu yeşiller
Kış mevsimi boyunca rahatça bulabileceğiniz pazı, yemeği ve enfes sarmalarıyla hem faydalı, hem de lezzetli sebzeler arasında yer alır. Sarmalar hazırlayabileceğiniz pazının pirinçle tatlandırarak yemeğini yapabilirsiniz. Sadece pazı değil; ıspanak, roka gibi tüm koyu yeşil yapraklı sebzeler folik asit ve posa yönünden zengindir.
Pırasa Leziz pırasa Pırasa özellikle Balkan ülkelerinde çok tercih edilen bir sebzedir. Pırasa birçok yemekte rahatlıkla kullanılabilir. Salatalarda, yemeklerde soğan yerine geçebilir. Sıcak yemeği, zeytinyağlısı ve dolması hazırlanabilir ama pırasalı börek en özel tatlardandır. Pırasayı tam zamanında yemek çok önemlidir. Böylelikle içindeki tüm vitamin ve mineralleri besinin değeri kaybolmadan alabilirsiniz. İçinde A, B9 ve K vitaminleri bulunan pırasa, potasyum yönünden zengindir
Lüfer Balık keyfi Şimdi yalnız lüfer değil, tüm balıkların zamanı… Aralık ayı torik, hamsi, iskorpit palamut balıklarının da en lezzetli olduğu zamandır. Lüferin tadı ızgara ile çıkar. Balık yemek için en uygun mevsimdeyiz. Bu güzel ayları balık keyfi yaparak değerlendirebilirsiniz. Balığın içinde omega yağları ve A vitamini bulunur. Balık özellikle bu mevsimde haftada 2 ya da 3 kere tüketilmelidir. Genellikle çocuklar balık yemeği pek sevmezler çocuklara balık yedirirken renkli bir sofra hazırlayabilir, balığın yanında çocuğunuzun sevdiği bir içeceği içmesine izin verebilirsiniz. Ailece oturacağınız balık sofraları çocuğunuzun hafızasında leziz bir anı olarak kalacaktır. 12 Oca 2011
Hayır demesini bilin
PATRONA HAYIR D‹YEN VAR MI?
Herkesi bilmiyorum ama bana karfl› ç›kan oluyor.
Babam, benim patronum. O bana k›z›yor. Ben
yöneticilerin bana karfl› ç›kmalar›n›, hay›r demelerini
istiyorum. Hiç ç›kmay›nca da al›yorum elime ka¤›d›
kalemi, “haydi” diyorum, “ben sizin flunlar› yanl›fl
yapt›¤›n›za inan›yorum. Siz ne diyorsunuz, neyi
yanl›fl yap›yoruz” diye soruyorum. Bizim yönetim
kurullar›nda ise bana, patrona hay›r diyenler çok
oluyor. O konuda bir flikayetim yok. Çok de¤iflik
tip yöneticiler var.
Ülker'in geninde ne var?
Bizim de¤iflmesini arzu etmedi¤imiz de¤erlerimiz
var. Onlar› korumaya çal›fl›yoruz. Onlar› da
muhafaza etti¤imizi san›yoruz. Hatta bunun için
geçenlerde bir “De¤erler Anketi” yapt›k. Bütün
çal›flanlara, “Bizim de¤erlerimiz nedir ve ne olmal›?”
diye sorduk.
“Nedir” diye yapt›¤›m›z ankette mühim iki fley ç›kt›:
“Kalite ve müflteri”. Yani herkes diyor ki “Kalite
bizim en önemli de¤erimizdir, müflteriyle olan
iliflkilerimiz çok önemlidir, en büyük de¤erimizdir.”
Zaten bizim afla¤›daki binada, yönetim kurulu
odas›n›n kap›s›nda flu yazar: “Müflteri daima hakl›d›r.”
Herkesi bilmiyorum ama bana karfl› ç›kan oluyor.
Babam, benim patronum. O bana k›z›yor. Ben
yöneticilerin bana karfl› ç›kmalar›n›, hay›r demelerini
istiyorum. Hiç ç›kmay›nca da al›yorum elime ka¤›d›
kalemi, “haydi” diyorum, “ben sizin flunlar› yanl›fl
yapt›¤›n›za inan›yorum. Siz ne diyorsunuz, neyi
yanl›fl yap›yoruz” diye soruyorum. Bizim yönetim
kurullar›nda ise bana, patrona hay›r diyenler çok
oluyor. O konuda bir flikayetim yok. Çok de¤iflik
tip yöneticiler var.
Ülker'in geninde ne var?
Bizim de¤iflmesini arzu etmedi¤imiz de¤erlerimiz
var. Onlar› korumaya çal›fl›yoruz. Onlar› da
muhafaza etti¤imizi san›yoruz. Hatta bunun için
geçenlerde bir “De¤erler Anketi” yapt›k. Bütün
çal›flanlara, “Bizim de¤erlerimiz nedir ve ne olmal›?”
diye sorduk.
“Nedir” diye yapt›¤›m›z ankette mühim iki fley ç›kt›:
“Kalite ve müflteri”. Yani herkes diyor ki “Kalite
bizim en önemli de¤erimizdir, müflteriyle olan
iliflkilerimiz çok önemlidir, en büyük de¤erimizdir.”
Zaten bizim afla¤›daki binada, yönetim kurulu
odas›n›n kap›s›nda flu yazar: “Müflteri daima hakl›d›r.”
Capital Dergisi'nin 2010 Temmuz say›s›nda Murat Ülker'le
yapt›¤› söyleflinin özetini sizler için yay›nl›yoruz.
Murat Ülker, Türkiye'nin en büyük gruplar›ndan
Ülker Grubu'nun, baflka bir ifadeyle Y›ld›z Holding'in
baflkan›... 60'›n üzerinde flirketi, 22 bin 500'e yak›n
çal›flan› yönetiyor. Holdingin çat›s› alt›nda g›da
a¤›rl›kl› olmak üzere de¤iflik sektörlerden flirketler
var. Son y›llarda ise Godiva'n›n al›m› nedeniyle
“globalleflme” stratejilerinin öne ç›kt›¤› bir grup
haline geldi. Ancak Murat Ülker, bu konuda, “Kendi
kendimize dünya markas›y›z demek
anlaml› olmaz” görüflünü savunuyor. Ona
göre, Türkiye'de henüz “dünya markas›
yok”. Ancak önümüzdeki y›llarda
ç›kabilir. Ülker, “Baz› kategorilerde,
baz› markalar›m›zla seçilmifl
pazarlarda global marka olmaya
çal›fl›yoruz. Amac›m›z, ilk önce mühim
bir pazar pay› yakalamak. Bunlar›
yaparsak önce bölgesel marka
olaca¤›z. Ard›ndan global marka
olmay› hedefleyece¤iz” diyor.Capital Dergisi'nin 2010 Temmuz say›s›nda Murat Ülker'le
yapt›¤› söyleflinin özetini sizler için yay›nl›yoruz.
Murat Ülker, Türkiye'nin en büyük gruplar›ndan
Ülker Grubu'nun, baflka bir ifadeyle Y›ld›z Holding'in
baflkan›... 60'›n üzerinde flirketi, 22 bin 500'e yak›n
çal›flan› yönetiyor. Holdingin çat›s› alt›nda g›da
a¤›rl›kl› olmak üzere de¤iflik sektörlerden flirketler
var. Son y›llarda ise Godiva'n›n al›m› nedeniyle
“globalleflme” stratejilerinin öne ç›kt›¤› bir grup
haline geldi. Ancak Murat Ülker, bu konuda, “Kendi
kendimize dünya markas›y›z demek
anlaml› olmaz” görüflünü savunuyor. Ona
göre, Türkiye'de henüz “dünya markas›
yok”. Ancak önümüzdeki y›llarda
ç›kabilir. Ülker, “Baz› kategorilerde,
baz› markalar›m›zla seçilmifl
pazarlarda global marka olmaya
çal›fl›yoruz. Amac›m›z, ilk önce mühim
bir pazar pay› yakalamak. Bunlar›
yaparsak önce bölgesel marka
olaca¤›z. Ard›ndan global marka
olmay› hedefleyece¤iz” diyor.
yapt›¤› söyleflinin özetini sizler için yay›nl›yoruz.
Murat Ülker, Türkiye'nin en büyük gruplar›ndan
Ülker Grubu'nun, baflka bir ifadeyle Y›ld›z Holding'in
baflkan›... 60'›n üzerinde flirketi, 22 bin 500'e yak›n
çal›flan› yönetiyor. Holdingin çat›s› alt›nda g›da
a¤›rl›kl› olmak üzere de¤iflik sektörlerden flirketler
var. Son y›llarda ise Godiva'n›n al›m› nedeniyle
“globalleflme” stratejilerinin öne ç›kt›¤› bir grup
haline geldi. Ancak Murat Ülker, bu konuda, “Kendi
kendimize dünya markas›y›z demek
anlaml› olmaz” görüflünü savunuyor. Ona
göre, Türkiye'de henüz “dünya markas›
yok”. Ancak önümüzdeki y›llarda
ç›kabilir. Ülker, “Baz› kategorilerde,
baz› markalar›m›zla seçilmifl
pazarlarda global marka olmaya
çal›fl›yoruz. Amac›m›z, ilk önce mühim
bir pazar pay› yakalamak. Bunlar›
yaparsak önce bölgesel marka
olaca¤›z. Ard›ndan global marka
olmay› hedefleyece¤iz” diyor.Capital Dergisi'nin 2010 Temmuz say›s›nda Murat Ülker'le
yapt›¤› söyleflinin özetini sizler için yay›nl›yoruz.
Murat Ülker, Türkiye'nin en büyük gruplar›ndan
Ülker Grubu'nun, baflka bir ifadeyle Y›ld›z Holding'in
baflkan›... 60'›n üzerinde flirketi, 22 bin 500'e yak›n
çal›flan› yönetiyor. Holdingin çat›s› alt›nda g›da
a¤›rl›kl› olmak üzere de¤iflik sektörlerden flirketler
var. Son y›llarda ise Godiva'n›n al›m› nedeniyle
“globalleflme” stratejilerinin öne ç›kt›¤› bir grup
haline geldi. Ancak Murat Ülker, bu konuda, “Kendi
kendimize dünya markas›y›z demek
anlaml› olmaz” görüflünü savunuyor. Ona
göre, Türkiye'de henüz “dünya markas›
yok”. Ancak önümüzdeki y›llarda
ç›kabilir. Ülker, “Baz› kategorilerde,
baz› markalar›m›zla seçilmifl
pazarlarda global marka olmaya
çal›fl›yoruz. Amac›m›z, ilk önce mühim
bir pazar pay› yakalamak. Bunlar›
yaparsak önce bölgesel marka
olaca¤›z. Ard›ndan global marka
olmay› hedefleyece¤iz” diyor.
11 Oca 2011
FİLDİŞİ SAHİLLERİNDEN İSTANBUL AMBARLI LİMANINA
2005 senesinin bol yağmurlu nisan ayındaydık, her şey o 20.000 grostonluk kuru yük gemisinde başladı.
panama bandıralı devasa yapılı heybetli yapısıyla Ambarlı limanına demir atmış bizi bekliyordu. ithalat deparmanına eşlik edip kaptanla kontrol için randevu aldık . gemi ambar kapakları yüklendiği Fildişi sahilinde mürülenmişti. Birinci kaptan malezyalı Abbas İbrahim AJRAM ve komisyon heyetiyle evrak kontrollerinin tamamlanmasından sonra birinci ambar ve diğerlerinin açılması 2,5 saatten fazla zaman aldı. dışardan göründüğü gibi değilmiş. suyun üzerindeki görüntünün 2 katınından fazlası suyun altında gizliymiş. inince anladık bunuve benim ilk gemi ziyaretimdi bu. 2.Kaptan yerliydi Trabzonlu Ahmet kaptan bizi görünce Ailesini görmüşcesine sevindi neredeyse boynumuza sarılacak çünki 45 gün gidiş,45 dönüş 90 gündür karaya ayak basmamış ve türkçe konuşmayı özlemiş,hemde öyleki , tahliye süresince sürekli yanımızdan ayrılmadı. Neyse asıl hepimiz şaşırtan olayın kendisine gelelim.
Laz uşağı bizim yerli kaptan; ula uşağum habu yamyamlar varya canlı ne olursa olsun havada,karada,denizde yiyorlar keratalar.Tayfalar filipinlerden OLUŞMAKTADIR
Zira bizimde dikkatimizi çeken mevzuya parmak bastı.Limanın müdavim sakinlerinden köpeklerden eser kalmamıştı . Her gün birer,ikişer zavallı köpekleri çuvallara doldurup gemide kuzu keser gibi kesip yemişler. limanda bir tane ,numunelik olsun kalmamış köpeklerden. sadece güvenliğin zincirle bağlı köpeği hariç . onuda bağlı olduğu için alamamışlar.
köpek görmesinler ağızlarının suyu akar yamyamların.Ardından melul ,melul iç geçirerek bakarlar.
şimdi gelelim ikinci kaptan Ahmet Beyin öbür aleme gidip geliş faciasına diyemiyeceğim . Bizim meşhur Tankçı Adem numuneleri yığdı etüve onlara bakmam gerek yoksa biliryorsun arbede kopar .
Kendine iyibakınız.
Not: köpeğiniz varsa Filipinli turistlerin olduğu yerde tasmasını sakın çıkartmayın. gerisini söylemeye dilim varmaz!!!!
panama bandıralı devasa yapılı heybetli yapısıyla Ambarlı limanına demir atmış bizi bekliyordu. ithalat deparmanına eşlik edip kaptanla kontrol için randevu aldık . gemi ambar kapakları yüklendiği Fildişi sahilinde mürülenmişti. Birinci kaptan malezyalı Abbas İbrahim AJRAM ve komisyon heyetiyle evrak kontrollerinin tamamlanmasından sonra birinci ambar ve diğerlerinin açılması 2,5 saatten fazla zaman aldı. dışardan göründüğü gibi değilmiş. suyun üzerindeki görüntünün 2 katınından fazlası suyun altında gizliymiş. inince anladık bunuve benim ilk gemi ziyaretimdi bu. 2.Kaptan yerliydi Trabzonlu Ahmet kaptan bizi görünce Ailesini görmüşcesine sevindi neredeyse boynumuza sarılacak çünki 45 gün gidiş,45 dönüş 90 gündür karaya ayak basmamış ve türkçe konuşmayı özlemiş,hemde öyleki , tahliye süresince sürekli yanımızdan ayrılmadı. Neyse asıl hepimiz şaşırtan olayın kendisine gelelim.
Laz uşağı bizim yerli kaptan; ula uşağum habu yamyamlar varya canlı ne olursa olsun havada,karada,denizde yiyorlar keratalar.Tayfalar filipinlerden OLUŞMAKTADIR
Zira bizimde dikkatimizi çeken mevzuya parmak bastı.Limanın müdavim sakinlerinden köpeklerden eser kalmamıştı . Her gün birer,ikişer zavallı köpekleri çuvallara doldurup gemide kuzu keser gibi kesip yemişler. limanda bir tane ,numunelik olsun kalmamış köpeklerden. sadece güvenliğin zincirle bağlı köpeği hariç . onuda bağlı olduğu için alamamışlar.
köpek görmesinler ağızlarının suyu akar yamyamların.Ardından melul ,melul iç geçirerek bakarlar.
şimdi gelelim ikinci kaptan Ahmet Beyin öbür aleme gidip geliş faciasına diyemiyeceğim . Bizim meşhur Tankçı Adem numuneleri yığdı etüve onlara bakmam gerek yoksa biliryorsun arbede kopar .
Kendine iyibakınız.
Not: köpeğiniz varsa Filipinli turistlerin olduğu yerde tasmasını sakın çıkartmayın. gerisini söylemeye dilim varmaz!!!!
BUNLARI RAHAT BİR ORTAMDA 5 YILDIZLI DEPOLARDA MİSAFİR EDERİZ
5.DEPOLAMA ŞARTLARI
Fermantasyon ve de kurutma işleminden geçirilen kakaoların proses edilene kadar her türlü kirden, nemden, böceklerden korunması ve sık sık kontrollarinin yapılması gerekmektedir. Depolama için gerekli şartlar ;
• Depodaki havanın nispi nemi % 50 ve sıcaklık 20oC olmalıdır.
• Her türlü kemirici, böcek ve benzeri hayvanlara karşı depolar korunaklı olmalıdır.
• Kakaolar yapı itibari ile her türlü kokuyu dış ortamdan kapabilme özelliğine sahiptirler, bu sebeple depoların yabancı kokulardan uzak tutulması gerekmektedir.
• İstiflerin duvardan 45 cm mesafede olmalıdır.
• Kakao istifleri direk güneş ışığına maruz kalmamalıdır.
• Depolarda çuvallarda patlak, yırtık vs olmamalıdır.
• Depolarda güve ve kelebek kontrolleri sık sık yapılmalıdır.
• Depolar periyodik olarak ilaçlanmalıdır.
Ayrıca depolama sırasında küflerin üremesini engellemek için kakao nem oranı %8’i
geçmemelidir. Hasereler ile mücadele edilmesi amacıyla fumigasyon uygulaması yapılır.. Fumigasyon uygulamaları için Alüminyum/Magnezyum fosfit ve Metil Bromit
kullanılabilir. Yapılan fumigasyonun basarısı üzerine mücadele edilen zararlının cinsi
ve bulunduğu özel şartlar, fumigasyon süresi, ısı ve fumige edilen materyalin niteliği etkili
olmaktadır.
Fermantasyon ve de kurutma işleminden geçirilen kakaoların proses edilene kadar her türlü kirden, nemden, böceklerden korunması ve sık sık kontrollarinin yapılması gerekmektedir. Depolama için gerekli şartlar ;
• Depodaki havanın nispi nemi % 50 ve sıcaklık 20oC olmalıdır.
• Her türlü kemirici, böcek ve benzeri hayvanlara karşı depolar korunaklı olmalıdır.
• Kakaolar yapı itibari ile her türlü kokuyu dış ortamdan kapabilme özelliğine sahiptirler, bu sebeple depoların yabancı kokulardan uzak tutulması gerekmektedir.
• İstiflerin duvardan 45 cm mesafede olmalıdır.
• Kakao istifleri direk güneş ışığına maruz kalmamalıdır.
• Depolarda çuvallarda patlak, yırtık vs olmamalıdır.
• Depolarda güve ve kelebek kontrolleri sık sık yapılmalıdır.
• Depolar periyodik olarak ilaçlanmalıdır.
Ayrıca depolama sırasında küflerin üremesini engellemek için kakao nem oranı %8’i
geçmemelidir. Hasereler ile mücadele edilmesi amacıyla fumigasyon uygulaması yapılır.. Fumigasyon uygulamaları için Alüminyum/Magnezyum fosfit ve Metil Bromit
kullanılabilir. Yapılan fumigasyonun basarısı üzerine mücadele edilen zararlının cinsi
ve bulunduğu özel şartlar, fumigasyon süresi, ısı ve fumige edilen materyalin niteliği etkili
olmaktadır.
BİRAZDA KURUTALIM!!! VE DE KESİP BAKALIM OLMUŞMU?
3.KURUTMA
Kurutma ile kakao çekirdeğinin renk oluşumu bitmektedir. Buna paralel olarak kakao çekirdeğini tipik olarak karakterize eden aromalar ve aroma öncü maddelerinin gelişimi de tamamlanır. Fermentasyon sonunda kakao çekirdeklerinin nem içeriği %60 seviyelerinde olduğundan kurutularak nem içerikleri %6,5-7’ye ayarlanır. Bu sayede depolama sırasında küf oluşumunun engellenmesi sağlanır. Nem oranının daha fazla düşmesi istenmez çünkü
Kırılganlık artmaktadır ve ürün kolayca hasar görmektedir.
Genellikle açık havada yapılan kurutma işlemi bir hafta kadar sürmektedir. Fakat bazen hem doğal hem de yapay kurutma teknikleri kullanılmaktadır. Yüksek sıcaklık kullanılarak yapılan kurutma sırasında kuruma hızı yükseltildiğinde, içten dışa doğru gerçeklesen nem ve asit transferi kabuğun sertleşmesi ile engellenir. Bunun sonucunda içeride kalan asitler kakao veya çikolatanın tadını ve keskinliğini maskelemektedir. Ayrıca yapay kurutma ile çekirdeklere is duman kokusu karısa bilmektedir.
4.KAKAO KESME TESTİ
Fabrikamız Aralık, Ocak, Şubat ve Mart aylarında gemi ile Gana ve Fildişi sahillerinden gelen kakaoları limandan aldıktan sonra bunları kesme testi yapmaktadır. Test sonucuna göre kakaoları sınıflandırmaktadır. Ayrıca her ay bir sefer olmak üzere dopalardan alınan kakao çekirdeklerine kesme testi yapılarak kakaonun yapısı incelenmektedir.
Kesme testi için özel olarak yapılan bir aparatın içine 50 adet kakao çekirdekleri yerleştirilmekte ve bu aparat kapatılmakta ve üst kısmından giyotin benzeri bir bıçak yardımıyla kakaolar ortadan kesilmektedir. Daha sonra aparat açılarak kakao çekirdeklerinin içi incelenmektedir. Bu test her gelen kakao partisinde 6 kez tekrarlanmaktadır. Yani 300 adet kakao kesilerek incelenmektedir. Kakaonun incelemesini fabrikamızda merkez laboratuar yapmaktadır.
Kurutma ile kakao çekirdeğinin renk oluşumu bitmektedir. Buna paralel olarak kakao çekirdeğini tipik olarak karakterize eden aromalar ve aroma öncü maddelerinin gelişimi de tamamlanır. Fermentasyon sonunda kakao çekirdeklerinin nem içeriği %60 seviyelerinde olduğundan kurutularak nem içerikleri %6,5-7’ye ayarlanır. Bu sayede depolama sırasında küf oluşumunun engellenmesi sağlanır. Nem oranının daha fazla düşmesi istenmez çünkü
Kırılganlık artmaktadır ve ürün kolayca hasar görmektedir.
Genellikle açık havada yapılan kurutma işlemi bir hafta kadar sürmektedir. Fakat bazen hem doğal hem de yapay kurutma teknikleri kullanılmaktadır. Yüksek sıcaklık kullanılarak yapılan kurutma sırasında kuruma hızı yükseltildiğinde, içten dışa doğru gerçeklesen nem ve asit transferi kabuğun sertleşmesi ile engellenir. Bunun sonucunda içeride kalan asitler kakao veya çikolatanın tadını ve keskinliğini maskelemektedir. Ayrıca yapay kurutma ile çekirdeklere is duman kokusu karısa bilmektedir.
4.KAKAO KESME TESTİ
Fabrikamız Aralık, Ocak, Şubat ve Mart aylarında gemi ile Gana ve Fildişi sahillerinden gelen kakaoları limandan aldıktan sonra bunları kesme testi yapmaktadır. Test sonucuna göre kakaoları sınıflandırmaktadır. Ayrıca her ay bir sefer olmak üzere dopalardan alınan kakao çekirdeklerine kesme testi yapılarak kakaonun yapısı incelenmektedir.
Kesme testi için özel olarak yapılan bir aparatın içine 50 adet kakao çekirdekleri yerleştirilmekte ve bu aparat kapatılmakta ve üst kısmından giyotin benzeri bir bıçak yardımıyla kakaolar ortadan kesilmektedir. Daha sonra aparat açılarak kakao çekirdeklerinin içi incelenmektedir. Bu test her gelen kakao partisinde 6 kez tekrarlanmaktadır. Yani 300 adet kakao kesilerek incelenmektedir. Kakaonun incelemesini fabrikamızda merkez laboratuar yapmaktadır.
NEDİR BU FERMANTASYON?
2.Fermantasyon :
Fermantasyonun asıl amacı mikroorganizmaların ısı üretmesini sağlamaktır. Kakao çekirdekleri açık havada, yere serilmiş muz yaprakları üzerine serilir ve üstleri muz yaprakları ile örtülür. Muz yaprakları oluşan suyun toprağa süzülmesini ve havanın çekirdeklerin arasında dolaşmasını sağlar. Muz yaprakları kakao çekirdeklerini yağmura karsı korur ve sıcaklığın sabit kalmasını sağlayarak fermantasyonda rol alan mikroorganizmalar ve enzimlerin çalışmasına yardımcı olur. Fermantasyon sayesinde kakao tanelerinin dış görünümü değişir. İlk başta pembe renge sahip, üzeri beyaz yapışkanımsı çekirdekler koyu renge kavuşurlar ve yapışkanlık ortadan kalkar. Fermantasyon sırasında proteinlerden serbest aminoasitler ve disakkaritlerden glikoz ve fruktoz meydana gelir.
Kavurma sırasında bu kimyasallar birlikte maillard reaksiyonlarını oluşturduğundan fermantasyon işleminin nerede durdurulduğu çok önemlidir.aşırı fermante olmuş kakaolarda bu kimyasallar mikroorganizmalar tarafından tüketileceğinden, kavurma işlemi sırasında optimum aroma gelişimi sağlanamaz benzer şekilde , az fermante olmuş kakaolarda bu kimyasal oluşmayacağı için kavurma işlemindeki aroma gelişimi yine başarısız olur.
Kavurma esnasında , fruktoz miktarı 6500 ppm’den 2500 ppm’e ve glikoz miktarı 1200-2500 ppm’den 350 ppm’e düşer. Yapılan fermantasyonun kalitesi koku, renk, kesme testiyle ve gaz kromotografisinde tetrametilpirazin, isobütanal, isopentanal’ın verdiği ğiklerle ölçülebilir. Fermantasyon işlemi 5-8 gün arasında değişir (fermante edilen kakaonun cinsine göre değişir)
İlk gün, çekirdeklerin etrafındaki pulp, kuru madde üzerinden %75 monosakkarit ve %20 disakkarit’tir. Saccharomyces cerevisae mayası bu şekerleri fermantasyon sırasında etil alkol ve laktik asit’e çevirir. Bakteriler diğer maddeleri parçalarlar ve sonuç olarak ortamda sıcaklık yükselir ve CO2 miktarında artış olur.
İkinci günde ise sıcaklığın artması ile genleşen CO2 dışarı doğru basınç yapar ve sızmaya başlar. Bu sayede içeriye taze ve bol oksijenli hava girer. Oluşan reaksiyonlar nedeniyle kakaolar kokuşmaya başlar ve bu kokular sinekleri kakaonun üzerine çeker. Bu sinekler yolu ile içine asetik asit bakterileri aşılanırlar. Bu bakteriler etil alkolü laktik asit’e çevirirler.
Ortamın sıcaklığı 50 oC ‘ye yükselir ve pH 6.5’ten 4.6’ya iner. Düşen pH ve yükselen sıcaklık hücrelerin ve embriyonun ölümüne sebep olur. (embriyonun öldürülmesi çok önemlidir. Embriyo canlıyken , enzim aktiviteleri sonucunda yağ asitleri ve ketonlar oluşur.bunlar çekirdek kalitesini düşürmektedir.) hücre sıvıları , antochyanlar , pürinler , catechinler çekirdek içine dağılır. Bunların bir kısmı dışarı sızar ve bitter ve astringent tad ortamdan kısmen uzaklaşır.
Beşinci gün antochyanlar ve proantochyanlar akside olarak kakao çekirdeğinde menekşe renginin oluşmasını sağlarlar. Astringent ve bitter özellikler azalmaya devam eder. Sirke asidi %2.5 ‘ten 1.6 ‘ya , toplam şeker miktarı %7.5 ‘ten 0.2 ‘ye düşer ve pH 5.5’e kadar yükselir.
Sekizinci günde ise çekirdekteki nem miktarını %8 ‘in altına indirmek ve öncü aroma komponentlerinin gelişimini tamamlamak için çekirdekler kurutma işleminden geçirilir.
Fermantasyonun asıl amacı mikroorganizmaların ısı üretmesini sağlamaktır. Kakao çekirdekleri açık havada, yere serilmiş muz yaprakları üzerine serilir ve üstleri muz yaprakları ile örtülür. Muz yaprakları oluşan suyun toprağa süzülmesini ve havanın çekirdeklerin arasında dolaşmasını sağlar. Muz yaprakları kakao çekirdeklerini yağmura karsı korur ve sıcaklığın sabit kalmasını sağlayarak fermantasyonda rol alan mikroorganizmalar ve enzimlerin çalışmasına yardımcı olur. Fermantasyon sayesinde kakao tanelerinin dış görünümü değişir. İlk başta pembe renge sahip, üzeri beyaz yapışkanımsı çekirdekler koyu renge kavuşurlar ve yapışkanlık ortadan kalkar. Fermantasyon sırasında proteinlerden serbest aminoasitler ve disakkaritlerden glikoz ve fruktoz meydana gelir.
Kavurma sırasında bu kimyasallar birlikte maillard reaksiyonlarını oluşturduğundan fermantasyon işleminin nerede durdurulduğu çok önemlidir.aşırı fermante olmuş kakaolarda bu kimyasallar mikroorganizmalar tarafından tüketileceğinden, kavurma işlemi sırasında optimum aroma gelişimi sağlanamaz benzer şekilde , az fermante olmuş kakaolarda bu kimyasal oluşmayacağı için kavurma işlemindeki aroma gelişimi yine başarısız olur.
Kavurma esnasında , fruktoz miktarı 6500 ppm’den 2500 ppm’e ve glikoz miktarı 1200-2500 ppm’den 350 ppm’e düşer. Yapılan fermantasyonun kalitesi koku, renk, kesme testiyle ve gaz kromotografisinde tetrametilpirazin, isobütanal, isopentanal’ın verdiği ğiklerle ölçülebilir. Fermantasyon işlemi 5-8 gün arasında değişir (fermante edilen kakaonun cinsine göre değişir)
İlk gün, çekirdeklerin etrafındaki pulp, kuru madde üzerinden %75 monosakkarit ve %20 disakkarit’tir. Saccharomyces cerevisae mayası bu şekerleri fermantasyon sırasında etil alkol ve laktik asit’e çevirir. Bakteriler diğer maddeleri parçalarlar ve sonuç olarak ortamda sıcaklık yükselir ve CO2 miktarında artış olur.
İkinci günde ise sıcaklığın artması ile genleşen CO2 dışarı doğru basınç yapar ve sızmaya başlar. Bu sayede içeriye taze ve bol oksijenli hava girer. Oluşan reaksiyonlar nedeniyle kakaolar kokuşmaya başlar ve bu kokular sinekleri kakaonun üzerine çeker. Bu sinekler yolu ile içine asetik asit bakterileri aşılanırlar. Bu bakteriler etil alkolü laktik asit’e çevirirler.
Ortamın sıcaklığı 50 oC ‘ye yükselir ve pH 6.5’ten 4.6’ya iner. Düşen pH ve yükselen sıcaklık hücrelerin ve embriyonun ölümüne sebep olur. (embriyonun öldürülmesi çok önemlidir. Embriyo canlıyken , enzim aktiviteleri sonucunda yağ asitleri ve ketonlar oluşur.bunlar çekirdek kalitesini düşürmektedir.) hücre sıvıları , antochyanlar , pürinler , catechinler çekirdek içine dağılır. Bunların bir kısmı dışarı sızar ve bitter ve astringent tad ortamdan kısmen uzaklaşır.
Beşinci gün antochyanlar ve proantochyanlar akside olarak kakao çekirdeğinde menekşe renginin oluşmasını sağlarlar. Astringent ve bitter özellikler azalmaya devam eder. Sirke asidi %2.5 ‘ten 1.6 ‘ya , toplam şeker miktarı %7.5 ‘ten 0.2 ‘ye düşer ve pH 5.5’e kadar yükselir.
Sekizinci günde ise çekirdekteki nem miktarını %8 ‘in altına indirmek ve öncü aroma komponentlerinin gelişimini tamamlamak için çekirdekler kurutma işleminden geçirilir.
İLK ÖNCE KİMLER TANIMIŞ ?
Çeşitli kaynaklarda, kakao Ağacı’nın tarih öncesi dönemlerde Orta Amerika’da günümüzün Guyana sınırı yakınlarındaki magdalena bölgesinde yetiştiği konusunda bilgiler yazılıdır. Asıl vatanı Ekvator’un tropikal ormanları olduğu sanılan bu ağacı ilk kez maya’lar bilinçli olarak yetiştirdiler. Daha sonra Axtekler, Kakaoyu mutfaklarda besin kaynağı ve pazarda ‘değişim aracı ‘ olarak kullandılar.
Avrupa ise kakao ile ancak XVI. Yüzyılda tanışabildi. 1525’te Fernand Cortez, yenidünyada imparator montezuma’nın en sevdiği bu gizemli içeceği çok beğendi. Bu yeni lezzeti kendi imparatoru Charles Quentin’e sunmak istedi ve böylece kakao Avrupa’da ilk kez ispanya sarayına girdi.
İspanyollar’ın, kakao çekirdeğinden hazırladıkları ve “Tanrıların içeceği (chocolatl)” adını verdikleri bu içkiyi Avrupa’nın diğer ülkelerinden gizlemeleri sonucu 1606 yılına kadar çikolata tarihinde teknolojik anlamda önemli bir gelişme olmadı. Bu arada önemli nokta var ki, ilk olarak Aztekler’in “chocolatl” adını verdikleri bu besin 19. Yüzyıla kadar sadece içki olarak tüketildi.
İspanyollar, “chocolatl” içkisini hazırlamak için; taş dibeklerde kakaoyu kabuğundan ayırıp, ezilen kakao çekirdeğini, toprak kazanlar içinde, açık ateşte ve küçük alevli öğütücü taş altında akıcı hale getirirlerdi.
Aztekler’in reçeteleri hazırlayanın zevkine (baharatlı, çiçek özlü vb.) göre değişiklik göstermekteydi. Ancak yüzyılın en önemli değişikliği kakao ile şeker ve bal kullanımı oldu. Avrupalılar “chocolatl” içkisinin acı tadını bu değişikliğe kadar sevmemişlerdi. Kakaonun vanilya ve şekerle tatlandırılmış lezzeti İspanyol aristokratlarca çok beğenildi.
17. yüzyılın başlarında İngiliz ve Alman denizciler kakaoyu, “chocolatl” içkisinin sırları ile birlikte ülkelerine götürdüler. 1606 yılında İtalya, kakao ile tanıştı. Fransa sarayı ise, enerji verici hatta afrodizyak özellikleri olan bu içecekten 1615’te İspanya kralı II. Phillippe’nin kızı Anne’nin, XIII. Louis ile evlenmesi sayesinde tanıyabildi. Daha sonra XIV. Louis’in David Chaillou’ya kakaoyu işleme ve satma hakkı vermesi ile ‘çikolata’ tadı damaklardaki yerini aldı.
Fransa Kralının ve saray ileri gelenlerinin bu yeni tadı hemen benimsemelerine karşın, halkın çikolatayı tanıması çok zaman aldı.1778 yılında; kırma ve karıştırma makinesinin icat edilmesi ve Noisel-sur-marne’da ilk fabrikanın kurulması ile çikolata saraydan çıkıp halk ile buluştu.
Yüzyıl ortalarında, ürün bilgisi tüm kıtada gelişmeye başladı ve İngiltere’ye de sıçradı. Sektördeki sanayileşmenin başlangıcı sayılan bu tarihte bile çikolata hala içecek olarak tüketiliyordu. Endüstriyel olarak çikolata üretimi İspanya kaynaklıdır. Ancak 100 yıl sonra Avrupalılar, İspanyadan “çikolata içeceğini” ithal etmeyi bırakıp kendi içeceklerini yapabilmişlerdir. Aztekler dünyaya çikolata içeceğinin, mısır ile birlikte hazırlanmış halini vermişlerdi. Bu zamanda çikolata, önce aroması ve sonra besin olduğu için tüketiliyordu.
18. yüzyılda artık Atlantik’in her iki tarafında da çikolata fabrikaları görünmeye başlandı. Fry and Sons (1728) – İngiltere, Lombart(1760) – Fransa, Prince Wilhelm von der Lippe at Steinhunde(1765)-Almanya ve John Hamon (1765)- Massachusetts(1780 yılında Walter Briker Şirketi oldu)
19.yüzyılda çikolata sektörü, 2 büyük yatırım kapısını açtı, birincisi kakao yağının ve kakao tozunun; kakao liköründen ayrılması. Diğeri ise süt katı maddesinin (süt tozu ) çikolataya eklenmesi ile sütlü çikolatanın keşfi.1876 yılında ilk sütlü çikolata İsviçre’de üretildi.
Bu tarihten sonra çikolata kendine yan sanayiler ( fondan, kuru neyve, karamel, aroma vb.) oluşturmaya devam etti ve günümüzde binlerce değişik çikolata lezzeti ortaya çıktı. İlave maddelerin cinsine göre bu çeşitler sade, sütlü, çeşnili, bitter olarak belli başlı gruplar altında toplanmaktadır. Ancak tüm bu çeşitlerde genelde % 50-60 oranında şeker, %24.3 yağ, %6.3azotlu maddeler, %0,7 teobromin ve %1 oranında su vardır.
Avrupa ise kakao ile ancak XVI. Yüzyılda tanışabildi. 1525’te Fernand Cortez, yenidünyada imparator montezuma’nın en sevdiği bu gizemli içeceği çok beğendi. Bu yeni lezzeti kendi imparatoru Charles Quentin’e sunmak istedi ve böylece kakao Avrupa’da ilk kez ispanya sarayına girdi.
İspanyollar’ın, kakao çekirdeğinden hazırladıkları ve “Tanrıların içeceği (chocolatl)” adını verdikleri bu içkiyi Avrupa’nın diğer ülkelerinden gizlemeleri sonucu 1606 yılına kadar çikolata tarihinde teknolojik anlamda önemli bir gelişme olmadı. Bu arada önemli nokta var ki, ilk olarak Aztekler’in “chocolatl” adını verdikleri bu besin 19. Yüzyıla kadar sadece içki olarak tüketildi.
İspanyollar, “chocolatl” içkisini hazırlamak için; taş dibeklerde kakaoyu kabuğundan ayırıp, ezilen kakao çekirdeğini, toprak kazanlar içinde, açık ateşte ve küçük alevli öğütücü taş altında akıcı hale getirirlerdi.
Aztekler’in reçeteleri hazırlayanın zevkine (baharatlı, çiçek özlü vb.) göre değişiklik göstermekteydi. Ancak yüzyılın en önemli değişikliği kakao ile şeker ve bal kullanımı oldu. Avrupalılar “chocolatl” içkisinin acı tadını bu değişikliğe kadar sevmemişlerdi. Kakaonun vanilya ve şekerle tatlandırılmış lezzeti İspanyol aristokratlarca çok beğenildi.
17. yüzyılın başlarında İngiliz ve Alman denizciler kakaoyu, “chocolatl” içkisinin sırları ile birlikte ülkelerine götürdüler. 1606 yılında İtalya, kakao ile tanıştı. Fransa sarayı ise, enerji verici hatta afrodizyak özellikleri olan bu içecekten 1615’te İspanya kralı II. Phillippe’nin kızı Anne’nin, XIII. Louis ile evlenmesi sayesinde tanıyabildi. Daha sonra XIV. Louis’in David Chaillou’ya kakaoyu işleme ve satma hakkı vermesi ile ‘çikolata’ tadı damaklardaki yerini aldı.
Fransa Kralının ve saray ileri gelenlerinin bu yeni tadı hemen benimsemelerine karşın, halkın çikolatayı tanıması çok zaman aldı.1778 yılında; kırma ve karıştırma makinesinin icat edilmesi ve Noisel-sur-marne’da ilk fabrikanın kurulması ile çikolata saraydan çıkıp halk ile buluştu.
Yüzyıl ortalarında, ürün bilgisi tüm kıtada gelişmeye başladı ve İngiltere’ye de sıçradı. Sektördeki sanayileşmenin başlangıcı sayılan bu tarihte bile çikolata hala içecek olarak tüketiliyordu. Endüstriyel olarak çikolata üretimi İspanya kaynaklıdır. Ancak 100 yıl sonra Avrupalılar, İspanyadan “çikolata içeceğini” ithal etmeyi bırakıp kendi içeceklerini yapabilmişlerdir. Aztekler dünyaya çikolata içeceğinin, mısır ile birlikte hazırlanmış halini vermişlerdi. Bu zamanda çikolata, önce aroması ve sonra besin olduğu için tüketiliyordu.
18. yüzyılda artık Atlantik’in her iki tarafında da çikolata fabrikaları görünmeye başlandı. Fry and Sons (1728) – İngiltere, Lombart(1760) – Fransa, Prince Wilhelm von der Lippe at Steinhunde(1765)-Almanya ve John Hamon (1765)- Massachusetts(1780 yılında Walter Briker Şirketi oldu)
19.yüzyılda çikolata sektörü, 2 büyük yatırım kapısını açtı, birincisi kakao yağının ve kakao tozunun; kakao liköründen ayrılması. Diğeri ise süt katı maddesinin (süt tozu ) çikolataya eklenmesi ile sütlü çikolatanın keşfi.1876 yılında ilk sütlü çikolata İsviçre’de üretildi.
Bu tarihten sonra çikolata kendine yan sanayiler ( fondan, kuru neyve, karamel, aroma vb.) oluşturmaya devam etti ve günümüzde binlerce değişik çikolata lezzeti ortaya çıktı. İlave maddelerin cinsine göre bu çeşitler sade, sütlü, çeşnili, bitter olarak belli başlı gruplar altında toplanmaktadır. Ancak tüm bu çeşitlerde genelde % 50-60 oranında şeker, %24.3 yağ, %6.3azotlu maddeler, %0,7 teobromin ve %1 oranında su vardır.
Kakaonun Tanımı ve Tarihçesi TARİHÇE-Yİ KAKAO
1. Kakaonun Tanımı ve Tarihçesi
Theobroma cacao adı verilen kakao ağacı, ekvatorun 10 derece kuzeyi ve 10 derece güneyi arasındaki sıcak ve rutubetli ekvator kuşağında yetişir.ağacın kaynağı konusunda farklı görüşler olmasına rağmen izi Venezuela, Honduras ve Meksika’nın tropik bölgelerine sürülebilir. Bazılarına göre özgün olarak Amazon yağmur ormanlarında, diğerlerine göre ise Meksika’da yetişmiştir.
Her geçen gün daha çok güçlenen bilimsel kanıtlara göre kakao ve çikolatanın gerçek beşiği Honduras’daki ulua vadisidir. Bugün ise kakao, ekvator etrafındaki dar bir kemer içinde olmakla birlikte küresel olarak ekilmekte; bunlar Afrika, Asya, Latin Amerika’da bulunan yağmur ormanlarında özenle ekimi yapılmaktadır.
Kakao üretiminde ilk sırada olan ülkeler Fildişi Sahili, Gana ve Endonezya’dır. Günümüzde Afrika önde gelen kakao tedarikçisidir. Dünyadaki kakao mahsulünün %75’ini sağlar. Afrika’daki onbinlerce köydeki küçük çiftçiler için kakao ekimi önemli bir gelir kaynağıdır. Theobroma cacao adı verilen kakao ağacı için mükemmel şartlar ekvator ormanlarının tropik sıcaklığında bulunur. Körpe kakao ağaçları sadece tropik ısıda, muz ve palmiye ağacı gibi yüksek bitkiler tarafından sağlanan korumasında yeşerirler. Kızgın güneş ve sert rüzgârlar bu narin ağaçların acımasız düşmanlarıdır. Hayatlarının beşinci yada altıncı yılarlıdan itibaren ağaç meyve vermeye başlar ve çiftliklerdeki ekonomik rollerini oynamaya başlarlar. Yaşam süresi 25 yıldır ve bundan sonra yerlerine yeni ağaçlar dikmenin zamanı gelmiş demektir.
Kakao ağacının üç farklı türü bulunmaktadır. Günümüzde ekim alanlarında görülen bu üç türün bilerek tesadüfen türetilmiş kırıkları (melezleri) olup her birinin kendine has özelliği bulunur.
Criollo türü, kakao ağaçlarının prensi olarak bilinir ve çok inse kabuklu meyveler verir. Kakaosu solgun renkte ve kendine has bir aromaya sahiptir. Bu tür az mahsul verir ve aynı zamanda çok narindir.
Foratero daha dayanıklı, ekimi daha kolay olan ve daha fazla ürün veren bir ağaç türüdür. Kakao meyveleri daha kalın ve kaba kabukludur. Keskin aromaya sahiptir. Forastero ağacından elde edilen kakaoya çoğu zaman dökme (yığma) kakao adı verilir çünkü çikolataya tipik ve tanınan temel kokusunu verir. Bu nedenle bu kakao çikolataların çoğunluğundaki temel maddedir ve çoğu zaman kakao karışımının %80 ini oluşturur.
Trinitario; diğer iki ağacın melezidir ve her ikisinin özelliklerine sahiptir; keskin ama rafine bir aromaya sahiptir ve en önemlisi, ekimi çok kolaydır.
Kakao ağacı yıl boyunca 6 aylık iki evrede ç.içek verir. Beş yapraklı ve ufacık binlerce beyaz (dişi) ve pembe (erkek) çiçek ağacın kök ve dallarını bezer. Bunlardan sadece bir kaçı, doğal ya da elle olmak üzere, döllenecektir ve en fazla kırk tanesi kakao meyvesi olarak büyüyecektir. Bu meyveler uzunca ve yeşil renkli kavunlara benzerler.(Resim 1)
Altı ay sonunda kakao meyveleri tam yetişkindirler ve renkleri yeşilden sarı ve turuncu karışımına dönüşmüştür. (Resim 2) Meyveler işçiler tarafından büyük bir özenle ve dallara zarar vermeden hasat edilerek toplanırlar. Hasattan sonra meyveler birkaç gün olgunlaşırlar. Dış kabuk uzun bıçaklar kullanılarak hassas bir kesim hareketiyle, çekirdeklere değmeden açılır.(Resim 3) Bu işlem yılda iki defa tekrarlanılır.
Fildişi sahili gibi Afrika ülkelerinin çoğunluğunda esas hasat dönemi Ekim ve Mart ayları arasında, ara hasat dönemi ise Mayıs ile Ağustos arasındadır.
Değerli kakao çekirdeklerini içeren meyve özü kabuktan çıkarılır ve sepetler içinde toplanır. Bundan sonra çekirdekle türlerine göre olmak üzere beş ile yedi gün mayalanmaya bırakılırlar. Bu işlem yerde ya da muz yaprakları ile örtülü tepsiler içinde gerçekleşir.
Resim 1 Resim 2 Resim 3
Mayalanma önemli bir adımdır çünkü bu işlem çekirdeklere doğal olarak yapışmış olan meyve posasını temizler. Çekirdekler bej renginden mor rengine dönüşürler ve kokmaya başlarlar.
Mayalanmadan sonra çekirdekler güneş altına yayılırlar ve altı gün boyunca kurumaya bırakılırlar. Çekirdekler sürekli olarak çevirilirler ve böylece nem içeriklerinden arta sadece küçük bir bölümü kalır(+/- 3%), hem mayalanmanın sonlandırılması hem de depolama bakımından kurutma adımı çok önem taşır.
Çekirdekler kuruyunca kakao işçileri değerli mahsullerini toplama merkezine getirirler ve burada çekirdekler sınıflandırılır. Her bir çiftçinin mahsulünden 100 çekirdek örneği alınarak kesilir ve açılır; çekirdeklerin içeriği sınıflandırılıp mahsule bir kalite kodu verilir.
Çekirdekler tartılıp 50-60 kiloluk çuvallar vasıtasıyla ambalajlandıktan sonra kenevirden yapılmış çuvallar kapatılıp mühürlenir ve böylece çekirdeklerin kökeni ve kalitesi temin edilmiş olur.
Bundan sonra binlerce çuval kakao toplama merkezlerinden alınıp büyük ambarlara götürülürler ve bu işlem sırasında kaynakları kayıt altına alınır. Çuval yada konteynır içindeki çekirdekler yeni varış yerlerine yollanmak üzere limana doğru yola koyulur.
Theobroma cacao adı verilen kakao ağacı, ekvatorun 10 derece kuzeyi ve 10 derece güneyi arasındaki sıcak ve rutubetli ekvator kuşağında yetişir.ağacın kaynağı konusunda farklı görüşler olmasına rağmen izi Venezuela, Honduras ve Meksika’nın tropik bölgelerine sürülebilir. Bazılarına göre özgün olarak Amazon yağmur ormanlarında, diğerlerine göre ise Meksika’da yetişmiştir.
Her geçen gün daha çok güçlenen bilimsel kanıtlara göre kakao ve çikolatanın gerçek beşiği Honduras’daki ulua vadisidir. Bugün ise kakao, ekvator etrafındaki dar bir kemer içinde olmakla birlikte küresel olarak ekilmekte; bunlar Afrika, Asya, Latin Amerika’da bulunan yağmur ormanlarında özenle ekimi yapılmaktadır.
Kakao üretiminde ilk sırada olan ülkeler Fildişi Sahili, Gana ve Endonezya’dır. Günümüzde Afrika önde gelen kakao tedarikçisidir. Dünyadaki kakao mahsulünün %75’ini sağlar. Afrika’daki onbinlerce köydeki küçük çiftçiler için kakao ekimi önemli bir gelir kaynağıdır. Theobroma cacao adı verilen kakao ağacı için mükemmel şartlar ekvator ormanlarının tropik sıcaklığında bulunur. Körpe kakao ağaçları sadece tropik ısıda, muz ve palmiye ağacı gibi yüksek bitkiler tarafından sağlanan korumasında yeşerirler. Kızgın güneş ve sert rüzgârlar bu narin ağaçların acımasız düşmanlarıdır. Hayatlarının beşinci yada altıncı yılarlıdan itibaren ağaç meyve vermeye başlar ve çiftliklerdeki ekonomik rollerini oynamaya başlarlar. Yaşam süresi 25 yıldır ve bundan sonra yerlerine yeni ağaçlar dikmenin zamanı gelmiş demektir.
Kakao ağacının üç farklı türü bulunmaktadır. Günümüzde ekim alanlarında görülen bu üç türün bilerek tesadüfen türetilmiş kırıkları (melezleri) olup her birinin kendine has özelliği bulunur.
Criollo türü, kakao ağaçlarının prensi olarak bilinir ve çok inse kabuklu meyveler verir. Kakaosu solgun renkte ve kendine has bir aromaya sahiptir. Bu tür az mahsul verir ve aynı zamanda çok narindir.
Foratero daha dayanıklı, ekimi daha kolay olan ve daha fazla ürün veren bir ağaç türüdür. Kakao meyveleri daha kalın ve kaba kabukludur. Keskin aromaya sahiptir. Forastero ağacından elde edilen kakaoya çoğu zaman dökme (yığma) kakao adı verilir çünkü çikolataya tipik ve tanınan temel kokusunu verir. Bu nedenle bu kakao çikolataların çoğunluğundaki temel maddedir ve çoğu zaman kakao karışımının %80 ini oluşturur.
Trinitario; diğer iki ağacın melezidir ve her ikisinin özelliklerine sahiptir; keskin ama rafine bir aromaya sahiptir ve en önemlisi, ekimi çok kolaydır.
Kakao ağacı yıl boyunca 6 aylık iki evrede ç.içek verir. Beş yapraklı ve ufacık binlerce beyaz (dişi) ve pembe (erkek) çiçek ağacın kök ve dallarını bezer. Bunlardan sadece bir kaçı, doğal ya da elle olmak üzere, döllenecektir ve en fazla kırk tanesi kakao meyvesi olarak büyüyecektir. Bu meyveler uzunca ve yeşil renkli kavunlara benzerler.(Resim 1)
Altı ay sonunda kakao meyveleri tam yetişkindirler ve renkleri yeşilden sarı ve turuncu karışımına dönüşmüştür. (Resim 2) Meyveler işçiler tarafından büyük bir özenle ve dallara zarar vermeden hasat edilerek toplanırlar. Hasattan sonra meyveler birkaç gün olgunlaşırlar. Dış kabuk uzun bıçaklar kullanılarak hassas bir kesim hareketiyle, çekirdeklere değmeden açılır.(Resim 3) Bu işlem yılda iki defa tekrarlanılır.
Fildişi sahili gibi Afrika ülkelerinin çoğunluğunda esas hasat dönemi Ekim ve Mart ayları arasında, ara hasat dönemi ise Mayıs ile Ağustos arasındadır.
Değerli kakao çekirdeklerini içeren meyve özü kabuktan çıkarılır ve sepetler içinde toplanır. Bundan sonra çekirdekle türlerine göre olmak üzere beş ile yedi gün mayalanmaya bırakılırlar. Bu işlem yerde ya da muz yaprakları ile örtülü tepsiler içinde gerçekleşir.
Resim 1 Resim 2 Resim 3
Mayalanma önemli bir adımdır çünkü bu işlem çekirdeklere doğal olarak yapışmış olan meyve posasını temizler. Çekirdekler bej renginden mor rengine dönüşürler ve kokmaya başlarlar.
Mayalanmadan sonra çekirdekler güneş altına yayılırlar ve altı gün boyunca kurumaya bırakılırlar. Çekirdekler sürekli olarak çevirilirler ve böylece nem içeriklerinden arta sadece küçük bir bölümü kalır(+/- 3%), hem mayalanmanın sonlandırılması hem de depolama bakımından kurutma adımı çok önem taşır.
Çekirdekler kuruyunca kakao işçileri değerli mahsullerini toplama merkezine getirirler ve burada çekirdekler sınıflandırılır. Her bir çiftçinin mahsulünden 100 çekirdek örneği alınarak kesilir ve açılır; çekirdeklerin içeriği sınıflandırılıp mahsule bir kalite kodu verilir.
Çekirdekler tartılıp 50-60 kiloluk çuvallar vasıtasıyla ambalajlandıktan sonra kenevirden yapılmış çuvallar kapatılıp mühürlenir ve böylece çekirdeklerin kökeni ve kalitesi temin edilmiş olur.
Bundan sonra binlerce çuval kakao toplama merkezlerinden alınıp büyük ambarlara götürülürler ve bu işlem sırasında kaynakları kayıt altına alınır. Çuval yada konteynır içindeki çekirdekler yeni varış yerlerine yollanmak üzere limana doğru yola koyulur.
NASIL GİRDİN HAYATIMIZA EY KARA SEVDA
benim amacım çikolata seven insanlarımıza çikolata yı nekadar tanıdıkları, onun hakkındaki ön yargıları, üretim ,proses,muhteviyat ve güvenilir bir gıda maddesimidir? gibi daha akla hayale gelmeyen muammaları aydınlatmak içindi. işten fırsat bulup blogdaki dükkanımı dolduramadım, henüz tabelasını bile koyamadım yerine. tabiiki gıda sektörü özen,hijyen ister, müşteri memnuniyeti ve kalite ön plana çıkınca haliyle işi ağırdan alıyorum.
sayın çok değerli ve kıymetli komşum cevap verme nezaketinizden dolayı size teşekkürlerimi arzederim
bende şu anda böyle bir fabrikada laboratuvarında çalışmaktayım. ve şu çikolatalar sıcak sıcak akın etmekte bana doğru sıraya koydum onları birazdan analizlere başlıycam. sabırsızlanıyorlar,ilk önce bana bak diyor sütlü , Bitter hanım suratını tatlı tatlı buruşturup niyeymiş canım benim rengim siyahdiye üstünlükmü taslıyorsun? araya girdim:- Lütfen sizin gibi tatlı şeylere hiç yakışmıyor ırkçılıkmı yapıyorsunuz? çok ayıp
Antepfıstıklı araya giriyor, :- canım benim neyim eksik bakın yeşil,yeşil fıstıklarımda var bana neden bakmıyorsunuz? Fıstıklıya illaki ayrıcalık tanınacak yani.
Bu kakaolar varya hiç yüz vermeye gelmiyorlar. çünki güney afrika kökenli siyah torakların kara mahsulleri olduklarından ülke değiştirdiklerinden çok hırçın ve kızgın oluyorlar. bir birlerine çok yakın uzun müddet dururlarsa hiç haberiniz olmadan cıngar çıkarmaya ve alev almaya başlamışlar. Gerçektende ,45 günlük gemi yolcuğundan sonra gemi ambarlarının kapaklarını açttıktan sonra Türkiye atmosferinin (istanbul) yüksek basınç dalgasına dayanamayıp çuvalların içerisinde alev alıp kendilerini yaktılar. kendilerini ezdirmeyeceklerya, bu insanlara yedirmeyeceklerya. sanki bizde seyrettik onları derhal söndürdük, 5 ton kakao yanarak intihar etti. neyseki depolara tahliye ederek durumu düzelttik. üç hafta geçer geçmez orayıda karıştırmışlar .Son anda fark etmiş depo memuru arkadaş, tamda lambaları söndürmüş kapıları kilitleyecek, bir daha bakıyım şu yaramazlara bir hainlik yapmasınlar bunlara arkanızı dönmeye gelmez. Derken gözlerine inanamaz!!! resmen çuvaların üzerinden sanki çakmaklarını çıkartmışlar tek,tek ateşliyorlar,bir,iki derken duvardaki yangın panosunun camını kırıp imdat butonuna basıyor ve otomatik söndürme sistemi yağmurlama yaparak söndürüyor birkez daha.
Vallahi ne diyim Kıymetli komşularım duyanda sanki afrikalı göçmenlerin isyan çıkarttığını zannedecek bunu yapan kupkuru kakao çekirdekleri.
sayın çok değerli ve kıymetli komşum cevap verme nezaketinizden dolayı size teşekkürlerimi arzederim
bende şu anda böyle bir fabrikada laboratuvarında çalışmaktayım. ve şu çikolatalar sıcak sıcak akın etmekte bana doğru sıraya koydum onları birazdan analizlere başlıycam. sabırsızlanıyorlar,ilk önce bana bak diyor sütlü , Bitter hanım suratını tatlı tatlı buruşturup niyeymiş canım benim rengim siyahdiye üstünlükmü taslıyorsun? araya girdim:- Lütfen sizin gibi tatlı şeylere hiç yakışmıyor ırkçılıkmı yapıyorsunuz? çok ayıp
Antepfıstıklı araya giriyor, :- canım benim neyim eksik bakın yeşil,yeşil fıstıklarımda var bana neden bakmıyorsunuz? Fıstıklıya illaki ayrıcalık tanınacak yani.
Bu kakaolar varya hiç yüz vermeye gelmiyorlar. çünki güney afrika kökenli siyah torakların kara mahsulleri olduklarından ülke değiştirdiklerinden çok hırçın ve kızgın oluyorlar. bir birlerine çok yakın uzun müddet dururlarsa hiç haberiniz olmadan cıngar çıkarmaya ve alev almaya başlamışlar. Gerçektende ,45 günlük gemi yolcuğundan sonra gemi ambarlarının kapaklarını açttıktan sonra Türkiye atmosferinin (istanbul) yüksek basınç dalgasına dayanamayıp çuvalların içerisinde alev alıp kendilerini yaktılar. kendilerini ezdirmeyeceklerya, bu insanlara yedirmeyeceklerya. sanki bizde seyrettik onları derhal söndürdük, 5 ton kakao yanarak intihar etti. neyseki depolara tahliye ederek durumu düzelttik. üç hafta geçer geçmez orayıda karıştırmışlar .Son anda fark etmiş depo memuru arkadaş, tamda lambaları söndürmüş kapıları kilitleyecek, bir daha bakıyım şu yaramazlara bir hainlik yapmasınlar bunlara arkanızı dönmeye gelmez. Derken gözlerine inanamaz!!! resmen çuvaların üzerinden sanki çakmaklarını çıkartmışlar tek,tek ateşliyorlar,bir,iki derken duvardaki yangın panosunun camını kırıp imdat butonuna basıyor ve otomatik söndürme sistemi yağmurlama yaparak söndürüyor birkez daha.
Vallahi ne diyim Kıymetli komşularım duyanda sanki afrikalı göçmenlerin isyan çıkarttığını zannedecek bunu yapan kupkuru kakao çekirdekleri.
7 Oca 2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














