26 Oca 2011

Yaz veya kış farketmiyordu burada elektrikler sık sık kesiliyordu. Bir temmuz akşamı arkadaşlarla benim barakada oturmuş muhabbet ederken içimizden birisi komşu köye gitme teklifinde bulundu ve bu hepimiz tarafından kabul gördü. tek ulaşım aracı olan traktörün üzerine yüklendik hep beraber. hoş beşler selamlar kelamlar havada uçuştu köy kahvehanesinde. birde eskilerden dem vurulup destanlar dinlendinten bir hayli sonra gidelim havasına kapıldı arkadaşlar ve muhabbetin en koyu yerindeydik Ayvaz amca Bulgar işgal yıllarını anlatıyordu trakya ağzıyla ve orjinaldi beyaa.
saat hayli ilerlemişti 01:30 civarında bir ocakcı birde yaşlı Ayvaz agayla ben kalmıştım köhne köy kraathanesinde cansız yanan lambanın loş ışığında. derken koyuldum yola kıvrımlı tarlaların arasından gök kubbede tek yol arkadaşım yıldızlar ve cırcır böceklerinin kulak tırmalayan feryau figanlarıydı. ay ışığı olsaydı en azından çalıya taşa takılmadan yürümek daha kolay olurduya neyse bir müddet sonra gözler uyum sağlıyor ve arazinin şekli çıkıveriyor ortaya. patika yol biraz ilerki güvem çalılıklarının bitiminde nihayete erip iki köyü kazaya bağlayan balkanların en asıl stabilize yoluna bağlanıyordu. işte yolun en riskli bölümü burası düz olan yol keskin bir virajla birlikte dik bir rampa eşliğinde dere üzerindeki köprüye doğru sizi baş aşağı gönderiyor. dere genelde bu mevsimde kuru olurdu fakat önceki gün yağan kuvvetli yağmur ve doludan kalan sızıntılar devam ediyordu süzülmeye şırıl şırıl gecenin sessizliğine ahenk katarcasına ve köprünün biraz yukarısındaki eski su değirmeninin harabelerinden gelen baykuşların nameleri suyun sesini ve gecenin sessizliğini yırtarcasına dalıveriyor kulaklarınızdan beyninize doğru. karşı rampayı yarıladığımda uzunbayırın tam ortasına gelmiş olacaktım, gündöndü tarlalarının arasından ağı ağır avazım çıktığı kadar bir ezgi tutturmuş tırmanma şeridini çıkıyordum ki bir anda sağımdan ve solumdan tarlaların içerisinden bana doğru taşaların atıldığını önüme ,arkama çevreme düşüyorlardı. durdu dünyanın dönmesi ne baykuş sesi ne çekirgelerin zırıltısı gelmiyordu artık kuşatılmış bir haldeydim adeta. Acaba yıllar önce kaybettiğim korku kendisini bana kabullendirmeyemei çalışıyordu geri gelebilirim ümidiyle, Salih in kalbine beynine nüfuz ederim düşüncesiyle. yıllar olmuştu ayrılalı Artık iyice unutmuşken seni bir daha kabullenemem zorlama derdemez ani bir refleksle yerden elyordamıyle yeri tarayarak avucumu dolduracak irilikte taşları kavradım ve taşaların geldiği istikametlere doğru havan mermileri andıran şiddet ve dehşetle ateşledim taşları ikncisi,üçüncüsü derken bir tarraka koptu göndöndü tarlalarından aman Allahım bu da neydi böyle bir sürü karartı ,silüet belli belirsiz bana doğrumu geliyordu yoksa kaçışıyorlarmıydı kestirmek hayli zor karanlıkta.
İzninizle kahvaltı saati      

Hiç yorum yok: